İki Kültür Arasında Sıkışmak ve Gerçekleri Sonradan Fark Etmek
Bazen hayatın içinde öyle anlar olur ki, geriye dönüp baktığımızda yaşadıklarımızın gerçek yüzünü daha net görürüz. Arkadaşlıklar, dostluklar, verilen emekler… O anlarda saf duygularla hareket ederiz, fakat zaman geçtikçe farkına varırız ki aslında birçok şey, göründüğü gibi değilmiş.
Ben de böyle bir farkındalık yaşadım. Bir zamanlar dost bildiklerim, paylaştığım anılar, fedakarlıklarım… Hepsi ne içinmiş? Günün sonunda anladım ki, bana bir “Türk” olarak değil, bir “Almancı” gözüyle bakılmış. İnsan olarak değer görmek yerine, farklı bir kategoriye konulmuşum. Kendi ülkemde bile yabancı hissettirilmişim. Oysa ben ne Almanya’da tam anlamıyla Alman olabildim ne de Türkiye’de tam anlamıyla Türk. İki kültür arasında sıkışmış bir hayat yaşadım, bunu istedim mi? Hayır.
Duygularım kullanıldı, emeğim hiçe sayıldı. Ama belki de en acısı, bu gerçekle yüzleşmemin bu kadar geç olmasıydı. Şimdi geriye bakınca görüyorum ki, dost sandıklarım aslında birer fırsatçıymış. Gerçekten değer verenler, menfaat gözetmeyenler bir elin parmaklarını bile geçmiyor.
Peki, bundan sonra ne yapacağım? Artık insanlara saf duygularla yaklaşırken iki kez düşüneceğim. Önce kim olduğumu değil, kim olduklarını sorgulayacağım. Belki de bu yaşananlar bana bir ders oldu: Herkes senin gibi temiz düşünmez, herkes senin kadar içten değildir.
Eski dostlarım (!) belki bu yazıyı okuyorsunuzdur. Şunu bilin: Kaybeden ben değilim, sizsiniz. Çünkü ben yine de kalbimde insanlık taşımaya devam edeceğim. Ama siz, kaybettiğiniz güveni bir daha asla geri kazanamayacaksınız.
Türkçe konuşulan bir Ülke’de Türk olduğum için mutlu yaşayacağımı ve Türkçe konuştuğumda kendimi daha iyi ifade edeceğimi düşünmüstüm ama yanılmışım!
Mesele TÜRK’lük değil,
İNSAN–LIKMIŞ!
Nurhayat Volkan/Almanya
Türkiye, Almanya, ve Dünya Haberleri Ekonomi,