AZ İNSAN, ÇOK HUZUR
Bir zamanlar “çok insan, çok dost” diyerek avunurduk.
O kalabalık sofralar, bitmeyen sohbetler, güya dost meclisleri…
Meğer en büyük yorgunluğumuz, o en kalabalık anlarımızmış.
Bugün “az insan, çok huzur” diyenlere maalesef bencil diyorlar.
Oysa bu bencillik değil; bilgeliktir. Olgunluğun, farkındalığın ve kendini tanımanın ta kendisidir.
Çünkü insan ne kadar çok el sıkarsa, o kadar çok maske görürmüş.
Ve bir noktadan sonra sessizliğin, insanların gürültüsünden daha anlamlı olduğunu fark edermiş.
Bir dostun halini anlamak,
Bir kitabın sayfasında kendini bulmak. Bir akşam çayını sessizce yudumlamak…
İşte bütün mesele bu kadar sade aslında.
Bazen bir “merhaba”, bazen bir “gülümseme”, insanın içini ısıtmaya yeter.
Bir zamanlar kalabalıklarda anlam arardık; çok dost, çok ses, çok hareket…
Sonra bir gün hayatın yükünü hafifleten şeyin, daha çok insan değil; daha az ama daha samimi insanlar olduğunu anlar olduk.
Belki de huzur, bazen kimseye kırılmadan eksilmeyi; kimseyi kırmadan uzaklaşmayı bilmektir.
Unutmayalım: Sahte tebessümlerden, boş sözlerden, zoraki selamlaşmalardan korunmanın en sade ve en güzel yolu “Az insan, çok huzur”dur.
Selam ve saygıyla…
Türkiye, Almanya, ve Dünya Haberleri Ekonomi,