|
Getting your Trinity Audio player ready...
|

Bazı yürekler patiler için atar…
Bazı insanları tanımak için yıllar gerekmez.
Bazen bir köpek ilanı, birkaç telefon konuşması ve birkaç samimi cümle yeterlidir.
Bizim Seyran’la tanışmamız da böyle oldu.
Can yoldaşımız Rambo’yu kaybettikten sonra, yeni yavrumuz gelene kadar bir köpek sahiplenmek için ilanlara bakıyorduk. Sosyal medyada karşıma çıktı.
O güzel yürekli insan, Düşeş’in manevi annesi…
Meslektaş sayılabilecek bir sektörde çalışıyor. Sosyal medya ve tanıtım uzmanı. Enteresan da bir insan doğrusu…
Ehliyeti var ama trafikten korkuyor!
Koca çantasında kameraları, ekipmanları; şehirlerarası otobüslerle iş yapmaya çalışıyor. Arabası var ama direksiyonda çoğu zaman başkası oturuyor.
Çünkü onun kırmızı çizgisi trafik değil…
Köpekler.
Ailesi kalabalık. Tatvanlı abileri, kardeşleri, aile işletmeleri var. Ama Seyran’ın gönlü dört duvar arasına sığmıyor.
O, orman kenarlarında, sokak aralarında, terk edilmiş yavruların peşinde.
Buluyor.
Alıyor.
Koruyor.
Tedavi ettiriyor.
Pansiyon ve geçici yuva buluyor.
İlan açıyor, sahiplendirmeye çalışıyor.
Kendi hayatından ve gelirinden ciddi bir bölümü bu canlara ayırıyor.
Günün 24 saat olması yetmiyor.
Çünkü patilerin derdi, saate bakmıyor.
Bana Müjgan adını verdiği sekiz aylık Kangal kırmasını sahiplendirmek üzere getirdiğinde bunun başka bir örneğini yaşadım.
Kısırlaştırma masrafını üstlendi. Yaklaşık 300 kilometre yol tepip benzin yaktı.
Arabasıyla geldi ama direksiyonda yine başkası vardı.
Malum…
Trafik korkusu!
Ama konu patiler olunca korku falan kalmıyor.
İşte ben buna cesaret diyorum.
Hayvan sevgisi deyip geçmemek lazım.
Çünkü gerçek hayvan sevgisi bazen cebinizden paranızı, hayatınızdan zamanınızı, yüreğinizden huzurunuzu alıyor.
Karşılığında ise size sadece bir çift ıslak göz, sallanan bir kuyruk ve güvenen bir can bırakıyor.
Seyran da böyle insanlardan biri.
Hayvanseverlere baktığımda, bu cesur yüreklerin önemli bölümünün kadınlardan oluştuğunu görüyorum. Belki bunu genlerimizdeki annelik duygusuyla açıklayabiliriz.
Ama bence mesele daha büyük.
Bu bir vicdan meselesidir.
Ben bir baba olarak çocuklarımıza önce sevgiyi öğretmemiz gerektiğine inanıyorum.
Çiçeği, hayvanı, doğayı sevmeyen; kendisinden güçsüz ve savunmasız bir canlıya merhamet göstermeyen bir insanın, insan sevgisinin de eksik kalacağına inanıyorum.
Geçenlerde Seyran telefon açtı.
“İki minik yavru var, çiftlikte geçici olarak misafir eder misiniz?” dedi.
“Tabii.” dedim.
Dedim ama…
Gelen iki kardeş birbirinden ayrılınca ağlıyor.
Birlikte bağlayınca zincirleri birbirine dolanıyor.
Tasmalarını kemirip kaçıyorlar.
Kaçtıklarında tavuklar korkup sağa sola dağılıyor.
Yakaladıklarında da minik dişleriyle tavuklara saldırmaya çalışıyorlar.
Bir hafta boyunca çiftlikte saç baş yolduk!
Şimdi alıştık birbirimize.
Onlar bize, biz onlara…
Ama itiraf edeyim; iki yavru köpekle aynı anda uğraşmak hiç kolay değilmiş.
Yine de bütün yorgunluğa değiyor.
Çünkü onların gözlerindeki güveni gördüğünüzde, bütün dertler bir anda küçülüyor.
İşte benim Dert Babası köşem de tam burada başlıyor.
Bu köşenin adı boşuna Dert Babası değil.
Ben burada yalnızca kendi derdimi değil, derdini anlatamayanların derdini yazmak istiyorum.
Sokakta üşüyen bir köpeğin…
Bir kap mama bekleyen kedinin…
Terk edilmiş bir yavrunun…
Haksızlığa uğrayan bir canın…
Ve bütün bunlara rağmen elini taşın altına koyan Seyran gibi insanların derdini…
Çünkü onların yaptığı işin karşılığında ne maaş var, ne makam, ne de alkış.
Bazen para harcıyorlar.
Bazen uykularından oluyorlar.
Bazen çevrelerinden, “Sen de her şeye karışıyorsun.” sözünü işitiyorlar.
Ama vazgeçmiyorlar.
Çünkü onların derdi, kendilerinden önce başkasının derdi.
Ben onlara da Dert Babaları diyorum.
Ve bu köşe de onların sesi olsun istiyorum.
Belki bir yavruyu sokaktan kurtaramayacağız.
Ama bir yavrunun kurtarılmasına vesile olabiliriz.
Belki bütün sorunları çözemeyeceğiz.
Ama bir canın sorununu çözebiliriz.
Çünkü dünyayı değiştirmek için her zaman büyük işler yapmak gerekmiyor.
Bir canın hayatını değiştirmek de dünyayı değiştirmektir.
Seyran gibi insanlar, bu ülkenin sessiz kahramanları.
Ben de Dert Babası olarak onların hikâyelerini yazmaya, dertlerini duyurmaya ve elimden geldiğince yanlarında olmaya devam edeceğim.
Seyran’a ulaşmak, onun gibi patilere yuva olmak ya da bir canın hayatına dokunmak isteyen dostlarımız olursa benim posta kutum açık:
ersinsan@gmail.com
Belki bir mesajla bir yavrunun hayatı değişir.
Belki bir başka Dert Babası ortaya çıkar.
Ve belki bir gün, bu ülkede hiçbir can “terk edilmiş” kelimesinin anlamını yaşamak zorunda kalmaz.
Çünkü insanın büyüklüğü, kendinden güçsüz olana nasıl davrandığında gizlidir.
Dert Babası olmak; derdi olanın yanında durmaktır.
Benim köşemin adı da bu yüzden tam olarak budur:
DERT BABASI
Türkiye, Almanya, ve Dünya Haberleri Ekonomi,
Yorum Yap