|
Getting your Trinity Audio player ready...
|
Ama sorunları ötelemede, görmezden gelmede ve idare etmekte çok mahiriz…
Çürümüş bir yapıyı ayakta tutmayı erdem sanırız.
Oysa bu anlayış o binanın altında kalacak olanlara karşı açık bir sorumsuzluktur.
Ama alıştık…
Çünkü bu topraklarda alışkanlıklar, çoğu zaman vicdandan daha güçlüdür.
Yanlış olduğunu bile bile sürdürdüğümüz alışkanlıklarımız var.
“Böyle gelmiş, böyle gider.”
“Aman idare et.”
“Şimdi sırası mı?”
İşte adaletsizliği, eşitsizliği, liyakatsizliği kutsallaştıran cümlelerimiz bunlar.
Yeni bir başlangıç, eski defterleri tozlu raflarda saklayarak olmaz.
Bazı defterler vardır; kapatmak yetmez.
Bazen yakmak gerekir.
Bazı alışkanlıklar vardır; vazgeçmek yetmez.
Bazen hesaplaşmak gerekir.
Siyasette böyle…
Bürokraside böyle…
Sivil hayatta böyle…
Hatta en sıradan insan ilişkilerinde bile aynı refleksle karşılaşırız.
Yanlışı düzeltmek yerine onunla yaşamayı öğreniriz.
Haksızlığı gidermek yerine üstünü örteriz.
Sonra da dönüp,
Neden düzelmiyor?
Ne olacak bu memleketin hali diye şikayet ederiz…
Düzelmez. Çünkü çürük temel üzerine sağlam bina inşa edilmez.
Tabuları yıkmak cesaret ister.
Çünkü yıkım, konfor alanını bozar.
Alışılmış dengeleri sarsar.
Menfaatleri rahatsız eder.
Bu yüzden susmak daha kolaydır.
“İdare edelim” denilir.
Ama bilinmelidir ki susarak koruduğumuz her yanlış,
yarın karşımıza daha ağır bir bedel olarak çıkar.
Yeni bir başlangıç istiyorsak,
önce sahte kutsalları yıkmalıyız.
Koltukları, unvanları, ezberleri,
dokunulmaz sanılan isimleri…
Eleştirilemeyen, hesap sorulamayan her yapı er ya da geç çürümeye mahkûmdur.
İdare ederek düzeltemeyiz.
Üstünü örterek temizleyemeyiz.
Susarak adaleti inşa edemeyiz.
Nasıl ki Türkiye’de deprem gerçeği karşısında “Kentsel Dönüşüm ” şart ise, yeni başlangıçlar içinde de “zihinsel bir değişim ve dönüşüm” şarttır.
Selam ve saygıyla…
Türkiye, Almanya, ve Dünya Haberleri Ekonomi,
Yorum Yap