Türkiye yaklaşık 783.562 kilometrekarelik bir yüzölçümüne sahip. Bu topraklar tarım ve hayvancılık açısından büyük bir potansiyel barındırıyor. Ancak bugün gelinen noktada çiftçinin üretim maliyetleri artmış, yem ve mazot fiyatları yükselmiş, kırmızı et ithalatı yapılır hale gelinmiş durumda.
Market raflarında fiyatlar yükselirken, dar gelirli aileler çocuklarına yeterli ve dengeli beslenme imkânı sunmakta zorlanıyor. Uzmanların sıkça dile getirdiği pestisit kalıntıları, gıda güvenliği tartışmaları ve GDO endişeleri de toplumda ayrı bir güvensizlik başlığı oluşturuyor.
Tam da bu tablo varken “aşı reddine yaptırım” gibi cezai bir teklifin gündeme gelmesi, bazı vatandaşlarda doğal olarak şu soruyu doğuruyor:
Kamu sağlığı bütüncül mü ele alınıyor, yoksa parçalı mı?
Hukuk devleti ilkesine göre kamu otoritesi, düzenleme yaparken ölçülülük ilkesine uymak zorundadır. Ölçülülük; amacın meşru, aracın gerekli ve uygulamanın orantılı olmasını gerektirir. Eğer bir aile çocuğunu sağlıklı besleyemiyor, gıda güvenliğine dair kaygı taşıyor ve ekonomik olarak zorlanıyorsa; doğrudan yüksek para cezalarıyla karşı karşıya kalması sosyal adalet açısından tartışmaya açıktır.
Bu noktada mesele “aşı karşıtlığı” değil; toplumsal güven meselesidir.
Devletin görevi yalnızca belirli bir sağlık uygulamasını zorunlu kılmak değil;
aynı zamanda:
Güvenli ve denetlenmiş gıda sağlamak,
Çiftçiyi üretimde desteklemek,
Gelir adaletini güçlendirmek,
Şeffaf ve bilimsel bilgilendirme yapmak,
Vatandaşın kaygılarını ciddiye almak.
Toplumun güveni zedelendiğinde, en doğru politika bile şüpheyle karşılanır. Bu nedenle kamu sağlığı politikalarının cezadan önce güven inşa eden bir zeminde ilerlemesi gerekir.
Aksi halde vatandaş şunu sorar:
“Sağlıklı beslenemeyen çocuğa önce ceza mı, yoksa destek mi?”
Demokratik toplumlarda sorular suç değildir. Tartışma tehdit değildir. Eleştiri ise linç değildir.
Kamu sağlığı ancak sosyal adaletle birlikte güçlenir.
Türkiye, Almanya, ve Dünya Haberleri Ekonomi,
Yorum Yap