“Her toplum layık olduğu şekilde yönetilir.”
Evet, bunu kabullenmekte zorlanıyoruz. Ama günümüz gerçeği, tam olarak budur.
Nietzsche ne güzel söylemiş:
“Cahil bir toplum, özgür bırakılıp kendine seçim hakkı verilse dahi hiçbir zaman özgür bir seçim yapamaz; sadece seçim yaptığını zanneder.”
Gerçekten de öyle…
Okuma yazma bilmeyen birine “Hangi kitabı okumak istersin?” diye sormak ne kadar anlamsızsa; düşünmeyen, sorgulamayan, sorumluluk almayan bir toplumdan sağlıklı bir tercih beklemek de o kadar beyhude.
Elbette mesele sadece “cahillik” değil.
Mesele; bilginin değersizleştiği, eleştirinin düşmanlaştırıldığı, liyakatin lükse dönüştüğü, sorgulamanın ise ayıp sayıldığı bir toplumsal ruh haline sahip oluşumuz.
Sorun sadece yönetenlerde değil.
Sorun; yönetilenlerin neyi talep ettiğinde, neye razı geldiğinde, neyi sorguladığında ya da neyi sorgulamaktan korktuğunda gizlidir.
Çünkü seçilmişlerin kalitesi, yurttaşın sorusuyla belirlenir.
Soru yoksa, hesap da yoktur.
Hesap yoksa, adalet de yoktur.
Adalet yoksa, yönetilenlerin kaderi yönetenlerin keyfine göre şekillenir.
Biz neye inanıyor, neye razı oluyor, neyi sorguluyor ya da neyi sorgulamaktan çekiniyorsak; yönetim biçimimiz de tam olarak ona dönüşür.
Unutmayalım: Ne kadar bilinçli, ne kadar sorumlu, ne kadar adalet talep eden bir toplum olursak, yönetim de bir o kadar nitelikli olur.
Son söz: Evet bir toplum gerçekten de layık olduğu gibi yönetilir, ta ki, daha iyisine layık olduğunu fark edinceye kadar.
Selam ve saygıyla…
Türkiye, Almanya, ve Dünya Haberleri Ekonomi,
Yorum Yap