Elazığ’da yaşanan ve sosyal medyaya yansıyan görüntüler, bir kez daha “unvan zehirlenmesinin” geldiği noktayı gözler önüne serdi. Hatalı park uyarısı yapan, görevini icra eden bir polis memuruna karşı sergilenen saldırgan tutum, sadece o memura değil, devletin otoritesine ve toplumsal huzura yapılmış bir saygısızlıktır.
Kendisine “Gazeteciler ve Medya Cemiyet Başkanı” unvanını yakıştıran şahsın, sokak ortasında polise karşı sergilediği “çemkirme” ve saldırganlık görüntüleri pes dedirtti. Gazetecilik, topluma örnek olması gereken, hukukun üstünlüğünü savunan bir meslektir. Ancak görüyoruz ki; birileri oturduğu koltuğu, polise el kol sallayabileceği, kuralları hiçe sayabileceği bir dokunulmazlık alanı zannediyor.
Hatalı park uyarısını bile bir gurur meselesi haline getirip polisin üzerine yürüyen bu zihniyet, imtiyaz peşinde koşarken aslında kendi itibarını yerle bir etmiştir. Polise saldırmayı, devletin memurunu sindirmeye çalışmayı bir “kahramanlık” gibi görenler bilmelidir ki; gerçek kahramanlar o üniformanın içinde, her türlü hakarete rağmen sabırla görevini yapan evlatlarımızdır.
Bugün bir trafik uyarısında polise bu denli öfkeyle saldıran bir kişi, yarın daha büyük bir yetki sahibi olduğunda vatandaşa neler yapmaz? Bu tavır, sadece bir trafik tartışması değil, bir zihniyet sorunudur. Kendisini kanunların üzerinde gören, koltuktan güç alıp etrafına korku salmaya çalışan bu “sözde” cemiyet başkanlarını kamuoyunun vicdanına havale ediyoruz.
Hukuk herkes içindir; koltuklar gelip geçicidir ama devletin vakarı ve polisin onuru esastır.
Türkiye, Almanya, ve Dünya Haberleri Ekonomi,