Prof. Dr. Cihan Dura “DÜŞÜNME TEKNİKLERİ ÜZERİNE- 2”

Prof. Dr. Cihan Dura “DÜŞÜNME TEKNİKLERİ ÜZERİNE- 2”

ABONE OL
9 Ağustos 2022 15:41
Prof. Dr. Cihan Dura “DÜŞÜNME TEKNİKLERİ ÜZERİNE- 2”
0

BEĞENDİM

ABONE OL

DÜŞÜNME TEKNİKLERİ ÜZERİNE- 2

Bundan önceki yazımda düşünmenin yolları, teknikleri nelerdir” sorusunu sormuş, temelde iki teknik olduğunu ifade etmiştim: Birincisi, insanın, kendisinde doğuştan var olan hayret etme melekesini geliştirmesi; ikincisi, kişinin en açık görünen bir olgu karşısında bile, anlamadığının farkında olması idi.

Öncelikle hayranlık yetimizi geliştirmeliyiz diyoruz, peki nasıl geliştireceğiz? Bunun da iki yol var. Biri pasif hayranlık, öbürü aktif hayranlık… Önceki yazımda pasif hayranlık üzerinde açıklamalar yapmıştım. Okuduğunuz yazıda konuya devam ediyor, aktif hayranlığın nasıl bir şey olduğunu anlatmaya çalışıyorum.
Aktif hayranlıktır hayret etme yetimizi geliştirmenin ikinci yoludur.

Bu teknik neden “aktif” olarak niteleniyor? İki sebepten dolayı: Kişi kendisine, bilinçli olarak, kendi isteyerek bir düşünme (inceleme) konusu seçmektedir. Konu üzerinde yine bilinçli olarak birtakım işlemler yapmaktadır. Örneğin şunları yapar: Kendine bir takım soru merkezleri oluşturur. Bir sorun durumunda çözüm yolunun neler olabileceğini sezer.

Okunacak veya görülecek olan şeyi hiçbir yardım görmeden zihnen tasarlar (tahmin etmeye çalışır). Kısacası, inceleyeceği konuya önceden sezişler, bekleyişler yağdırır; göreceği şeyi tahmin eder, nasıl bir şey olduğunu önceden hayal eder.
O zaman aktif hayranlığı kısaca şöyle tanımlayabiliriz: İncelenecek veya gözlemlenecek konuyu önceden görmeye çalışmak…”
Toparlarsak, aktif hayranlığın iki aşaması var: Bir konu buluyorum, o konuyu zihnen tasarlıyorum.

Üzerinde düşüneceğim bir olgu, inceleyeceğim bir konu belirliyorum. O konuyu hemen, doğrudan doğruya incelemiyorum. Önce zihnimde canlandırıyor, gerçekte nasılsa o halini tahmin etmeye çalışıyorum. O olgunun, şeyin nasıl olabileceği üzerinde kafa yoruyorum.
Seçtiğim olguyla karşı karşıya gelmeksizin zihnimde böylece oluşturduğum “tasarım” gerçeğe uyuyor mu, uymuyor mu, bu o kadar önemli değil.

Zaten böyle bir uygunluğun tam olarak sağlanması da olanaksızdır. Hem uymaması çok daha iyidir! Çünkü düşünme süreci, asıl o uyumsuzluklar sayesinde harekete geçecektir! İnsan umduğunu bulmayınca, umduğu ile bulduğu arasındaki farkı görür. İşte, düşünmenin birdenbire doğmasını sağlayan şey, bu farklılıktır!

Düşünme darbesi, önceki idrak denemelerimizle şimdiki idraklerimiz (kavrayışlarımız) arasındaki farktan ileri gelir. O farklılık ki insana hayretle karışık bir heyecan verir. O fark doğmak üzere olan düşünceden başka bir şey değildir. Düşünce yakalanmıştır artık! Ancak henüz “çekirdek” halindedir. Süreç bitmemiştir.

Başka bir aşamaya geçilir: Düşünce olabildiğince sistemleştirilir; ona çekidüzen verilir, örneğin şu işlemlere başvurularak:

-Düşünce analiz ve sentez denilen yöntemlerle kavranır, genişletilir, verimli bir hale getirilir.
-Analoji vasıtasıyla eleştirisi yapılır, kontrol edilir, yayılır.
-Düşüncenin tuttuğu ışıktan yararlanılır. Özü zenginleştirilir.
Bunları yapmanın çarelerini iki bilim hazinesi bize bol bol sunar: Mantık ve yöntembilim… Analiz, sentez, analoji nedir, bu iki hazineye başvurarak öğrenebiliriz.
Düşünmek işlemektir!

Aktif hayranlığın ne olduğunu, aşağıda verdiğim örneklerden daha iyi anlayabiliriz.

1) Öğretmenler hiçbir zaman öğrencilerine, onları anlatılacak konuda tahrik etmeden, o konuda düşündürmeden herhangi bir bilgi vermemelidir. Fransız filozoflarından Jean Guitton bir öğretmenini şöyle hatırlıyor:

Bir tarih öğretmenim vardı. Anlatırken, birdenbire durur ve bize “Ya şimdi çocuklar, söyleyin bakalım, bundan sonra ne olmuş olabilir?” diye sorardı. Öğrenciler hemen tahminler yapmaya başlardı. Kendi düşündükleri ile öğretmenin söylediği arasındaki farkı görünce hayret ederlerdi. Kuşkusuz bu sayede konuyu daha kolay öğreniyorlardı. Çünkü düşünmeye başlıyorlardı. Beyinlerini harekete geçiriyorlardı. Bilgiyi yaşıyorlardı.

Antik Yunan filozofu Sokrates (470-399) de tilmizlerine böyle davranır, onlara sürekli soru sorarmış. Neden? Zihinlerini harekete geçirmek, düşünmeye, araştırmaya yöneltmek için. Eflatun (427-347) da Kratylos adlı yapıtında, bakın, ne diyor: “Soru sormasını ve yanıt vermesini bilen, gerçeği de bilir.” Bizim şu “İnsan sormakla âlim olur” atasözümüz, Eflatun’un sözünün evrimleşmiş biçimi olmasın?

“Soran kişi düşünen kişidir” desem yanlış mı olur?

2) Alman matematikçi ve filozof Leibniz (1646-1716) “iki şey bana son derecede yarar sağlamıştır” diyor, “insanların çoğu için tehlikeli olmayan iki şey. Ben kendi kendini yetiştirmiş biri, bir ‘autodidacte’ idim. Bütün bilimlerin daha ilk ögelerini öğrenmeden önce, bir şeyler keşfetmeye çalışırdım.”

3) Görmesini öğrenmek için en yararlı yöntem “gözleri kapayıp, bir şeyi önce zihinde canlandırmaktır” diyecek kadar ileri gidebiliriz.
Öyleyse duymasını öğrenmek için, “kulaklarını tıka.”

Okumasını öğrenmek için, “o kitabı kapa ve içinde olanları tahmin etmeğe çalış.”
Leonardo da Vinci, “resim, zihinsel bir çalışmanın ürünüdür” demekle neyi kastetmişti? Herhalde, “bir ressam bir çizgi çekerken veya bir fırça sürerken, ne yapacağını önceden kafasında kararlaştırmıştır” demek istiyordu. İnsan, ancak evvelce görmüş olduğu bir şeyi görebilir.

Ancak evvelce sevmiş olduğu bir şeyi sevebilir.
Eflatun’un kitaplarından Menon’dak, ünlü aykırı düşüncede ne kadar büyük bir hakikat gizlidir:

“Bilmek, gerçekte, evvelce bildiğini hatırlamaktan başla bir şey değildir.”

Prof. Dr. Cihan Dura

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

Translate »