|
Getting your Trinity Audio player ready...
|
Market raflarında “el değmemiş dağ zirvelerinden” ve “doğal pınarlardan” geldiği vaadiyle satılan şişe suları, sanılanın aksine devasa bir pazarlama stratejisinin ürünü olarak ön plana çıkıyor. ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) verilerine göre, piyasada satılan ambalajlı suların %40’ından fazlası yalnızca arıtılmış muslık suyundan oluşuyor.
Dev içecek şirketleri, kentlerdeki şebeke sularını depolarına çekip basit bir arıtma işleminden geçirdikten sonra plastik şişelere doldurarak tüketiciye sunuyor. Ambalajların üzerindeki kar kaplı dağ görselleri ve yeşil vadi temaları ise tüketicide “doğadan bir parça satın alma” algısı yaratan bir pazarlama illlüzyonu olarak nitelendiriliyor.
Şişe suyu endüstrisinin tarihsel gelişimi, “musluk suyunun kirli ve tehlikeli olduğu” algısının yaygınlaştırılmasıyla hız kazandı. Reklam kampanyaları aracılığıyla musluk suyuna karşı bir güvensizlik ortamı oluşturulduktan sonra çözüm olarak ambalajlı sular ikame edildi.
Sektörel maliyet analizlerine göre, satın alınan ambalajlı su için ödenen paranın %90’ı suyun kendisine değil; plastik ambalaja, etikete ve pazarlama bütçelerine gidiyor. Bedavaya yakın bir kaynağın musluk suyuna kıyasla binlerce kat daha pahalıya satılması, modern gıda pazarının en büyük ticari başarılarından biri olarak gösteriliyor.
Sağlıklı yaşam vurgusuyla pazarlanan plastik ambalajlı sular, beraberinde ciddi sağlık riskleri de getiriyor. Yapılan son laboratuvar incelemelerinde, şişelenmiş suların %93’ünde mikroplastik parçacıkları tespit edildi.
Tüketiciler kirlilik ve mikroplardan korunma düşüncesiyle ambalajlı suya yönelirken, plastik ambalajın kendisi suyu kirletici bir unsura dönüşüyor. Hem çevre kirliliğine yol açan hem de insan sağlığını tehdit eden bu döngü, dev pazarlama bütçeleriyle “doğallık ve sağlık” adı altında satılmaya devam ediyor.
Türkiye, Almanya, ve Dünya Haberleri Ekonomi,