“Son gün olmasın dostum, çelengim, top arabam;
Alıp beni götürsün, tam dört inanmış adam…”
Bugün bu iki mısra, günümüzün aynası gibi karşımızda duruyor.
Ve insan sormadan edemiyor:
İnanmış adam hâlâ var mı, yoksa hepsi bir yerlere mi satıldı?
Günümüz dünyasında inanç; pazarlık masalarında el değiştiren bir meta gibi.
Kim daha çok verir, kim daha güvenli bir koltuk sunarsa, “hakikat” oraya taşınıyor.
Dava denilen şey, kartvizite sığacak kadar küçüldü.
İlke; konjonktüre göre katlanıp cebine konan bir broşüre dönüştü.
Dün “asla” dediklerine bugün “şartlar öyle gerektirdi” diyerek sarılanlar…
Hepsi çok kalabalık.
Ama Necip Fazıl’ın aradığı o dört inanmış adam, hâlâ çok yalnız.
Bugün cenazeler bile vitrin işi.
Çelenk çok, samimiyet az.
Kalabalık var, sadakat yok.
Omuz çok, yük alan yok.
Herkes bir davanın içindeymiş gibi yapıyor; ama iş bedel ödemeye gelince bir anda herkes “makul”, “ılımlı” ve “uyumlu” oluveriyor.
Çünkü bu ülkede artık en tehlikeli şey, fazla inanmaktır.
Oysa inanmak, biraz da yalnız kalmayı göze almaktır. Biraz dışlanmayı, biraz kaybetmeyi…
En çok da satmamayı bilmektir.
Bugün herkesin bir fiyatı varmış gibi davranılan bir çağda,
fiyatı olmayan adamdan daha tehlikelisi yoktur. Çünkü onu satın alamazsınız. Yanına da kolay kolay yaklaşamazsınız.
Belki mesele, top arabası değil.
Çelenk değil. Kalabalık hiç değil…
Mesele, günün sonunda seni omzuna alacak kaç inanmış adamın kaldığıdır.
Ve asıl korkutucu soru şudur:
Biz, bir gün biri için o dört kişiden biri olabilecek miyiz?
Ya da bizim için, gerçekten inanmış dört kişi kalacak mı?
İşte asıl mesele tamamen budur.
Selam ve saygıyla.
Türkiye, Almanya, ve Dünya Haberleri Ekonomi,
Yorum Yap