İhanet, insanın en derin yaralarından biridir. Bazen en büyük tehlike, dışardan değil, en yakından gelir. “Yusuf kuyuya düştü” deriz; aslında Yusuf’un kendisi düşmedi, onu en çok güvendiği insanlar o karanlık kuyunun içine itti.
Hayatta hepimiz birer Yusufuz. Bize en yakın olanların, dost sandıklarımızın attığı darbelerle sarsılır, bazen yıkılırız.
Çünkü gerçek ihanet, kör bir düşüşten daha acı vericidir. O düşüşün içinde, güvenin, sevginin, samimiyetin yitirildiği anlar yatar.
Bugün toplumda, iş hayatında, siyasette, hatta aile içinde “Yusuf” olmaktan kaçınmak mümkün mü? Belki değil.
İnsan doğası gereği güvenmek, sevmek ister. Ancak bu güvenin suistimal edildiği yerde, yaralar derindir.
İhanet kısa vadede hainlere kazandırabilir, ama uzun vadede hıyanet kaybettirir.
Bu yüzden, kuyuya düşen Yusuf’lar için umutlar bitmez. Onlar yeniden doğar, güçlenir, ihanetin karanlığından çıkar. Çünkü gerçek Yusuf, düşmedi; yalnızca sınandı.
Öyleyse, hayatın kuyularına düşmekten korkmayalım. Korkmamız gereken asıl şey, güvendiklerimizin ihanetidir. Onun için dikkatli olalım, ama umudumuzu da hiç kaybetmeyelim.
Çünkü gerçek dostluk ve sevgi, kuyunun dibinde bile olsa parlayan bir ışıktır.
Selam ve Saygı ile…
Türkiye, Almanya, ve Dünya Haberleri Ekonomi,