
Bugün size, adaletin ve insana saygının sınırları nasıl aştığını anlatan, kulaktan kulağa yayılan ama içinde okyanuslar kadar derin bir ibret barındıran bir Almanya hikayesi anlatacağım. Sonra da dönüp kendi içimizdeki o karanlık aynaya birlikte bakacağız.
Almanya’da bir fabrikada, bir Türk işçi çalışmaktadır. Günün belirli saatlerinde, çok kısa aralıklarla ortadan kaybolması fabrikanın disiplinli yönetiminin dikkatini çeker. “Acaba işten mi kaytarıyor, kaytarma hastalığına mı yakalandı?” şüphesiyle Alman yöneticiler işçiyi takibe alır. Gizlice izlediklerinde gördükleri manzara karşısında şaşkına dönerler: İşçi, fabrikanın kuytu bir köşesinde, kendi halinde, kimseye zarar vermeden ve tek bir dakika bile işini aksatmadan sessizce namaz kılmaktadır.
İşçi, takip edildiğini anlayıp yönetim odasına çağrıldığında içi titrer. “Tamam” der içinden, “Yabancı bir memleketteyiz, şimdi beni kapının önüne koyacaklar.” Ancak Alman işveren, masanın üzerine bir tazminat, bir nevi ödül ve resmi bir izin belgesi koyar. Şaşkınlık içindeki işçinin gözlerine bakarak ders niteliğinde şu sözleri söyler:
“Biz senin sigara molasına gitmediğini, kaytarmadığını, aksine hayatına yön veren kutsal bir disipline bağlı olduğunu gördük. İnancına bu kadar sadık, ruhuna karşı bu kadar dürüst olan bir insan, benim fabrikama ve işime de asla ihanet etmez. İbadetini özgürce yapabilirsin, bu senin en doğal hakkındır.”
İşte bizim buralarda bazen kolayca “gavur” deyip geçtiğimiz o batı zihniyeti; insanı şekliyle değil, özündeki o sarsılmaz karakteri ve iş ahlakıyla ödüllendiriyordu.
Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da şafak vakti, henüz mesaisi bile başlamadan bir sokağın köşesinde, soğuk betonun üzerine serdiği bir karton parçasını seccade yapıp sabah namazını eda eden bir polis memurunun görüntüsü düştü önümüze. O memur, güne Yaratıcısına sığınarak, vatanı ve milleti için koruyacağı o kutsal nöbete manevi bir zırh kuşanarak başlıyordu.
Peki, sonra ne oldu? Sosyal medyada bu helal ve temiz duruşa karşı adeta bir linç kampanyası başlatıldı. “Yatırıp cezalandıracaksın, görev yerini terk etmiş işlem yapacaksın” diye nefret kusan, argo ve tehdit dolu bir yorum çöktü ekranlara.
Asıl can acıtıcı, asıl kan dondurucu olan ne biliyor musunuz? İddialara göre bu tahammülsüz, bu sevgisiz yorumu yazan şahıs, sıradan biri değil; geçmişte bu şanlı üniformayı sırtında taşımış, emniyet teşkilatında yıllarca görev yapmış emekli bir emniyet müdürüydü!
Sormak gerekir: Yıllarca o personelin hangi şartlarda nöbet tuttuğunu, gecesini gündüzüne kattığını, canını siper ettiğini bizzat müdürlük koltuğundan izlemiş bir fani, nasıl olur da bir memurun karton üzerindeki namazına bu kadar büyük bir kin kusabilir?
Almanya’daki elin yabancısı, işçisinin gizli ibadetindeki “öz disiplini ve dürüstlüğü” keşfedip onu baş tacı ederken; bizim kendi eski müdürümüz, evladımız yaşındaki bir polis memurunu ibadet ediyor diye meslekten attırmakla, cezalandırmakla tehdit ediyor.
Bu nasıl bir vicdan sıkışmasıdır? Bu nasıl bir körelmedir?
Türk polisi gücünü sadece kanunlardan almaz; o kanunları uygularken arkasında duran sarsılmaz imandan, Allah korkusundan ve vatan aşkından alır. Görev bilincini, inanç düşmanlığına maske yapan o kibirli zihniyet bilmelidir ki; bu topraklarda seccadesi karton, yüreği vatan olan evlatlarımızın duası ve inancı, sizin o kağıttan şatolarınızı her zaman yerle bir edecek güçtedir.
Kendi insanının inancına yabancılaşmış emekli zihniyetlere inat; nöbetini dua ile açan, vatanını canıyla koruyan tüm emniyet güçlerimizin sarsılmaz inancının önünde saygıyla eğiliyoruz.
Türkiye, Almanya, ve Dünya Haberleri Ekonomi,