
18 Mart 1915…
Yalnızca bir askeri zaferin tarihi değil; aynı zamanda boğazların dünya siyaseti açısından ne denli hayati olduğunu gösteren büyük bir dönüm noktasıdır.
Çanakkale Savaşı, sıradan bir cephe savaşı değildi.
Bu savaş; küresel güç dengelerinin düğümlendiği, hesapların yeniden yapıldığı stratejik bir kırılmaydı.
Çanakkale Boğazı…
Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan, Karadeniz’i Akdeniz’e açan eşsiz bir kapı.
Tarih boyunca ticaretin, askeri sevkiyatın ve siyasi hâkimiyetin kilidi oldu.
Çünkü boğazlara hükmeden, yalnızca bir su yolunu değil; bir bölgenin kaderini de kontrol eder.
1915’te emperyalist güçlerin hedefi de buydu: Boğazları geçmek, İstanbul’a ulaşmak, Osmanlı’yı saf dışı bırakmak ve Rusya ile kesintisiz bir ikmal hattı kurmaktı.
Ama hesaba katmadıkları bir şey vardı: Bu topraklar, sadece bir geçit değildi. Bir milletin varoluş çizgisiydi.
Dünyanın en güçlü donanmaları Çanakkale önlerine yığıldı.
Çelik zırhlılar, dev toplar, üstün teknoloji…
Ama karşılarında; imanla, cesaretle ve vatan sevgisiyle kenetlenmiş bir millet vardı.
Denizden geçemediler.
Ardından Gelibolu’da kara savaşları başladı.
Ve o topraklar, tarihin en onurlu direnişlerinden birine sahne oldu.
Anafartalar’da bir komutan çıktı:
Gazi Mustafa Kemal…
O ve silah arkadaşları yalnızca bir cepheyi değil, bir milletin kaderini savundu.
İşte bu yüzden “Çanakkale Geçilmez” bir slogan değil;
bir hakikattir.
Bu söz; stratejinin akılla, inancın cesaretle, milletin ise sarsılmaz iradesiyle birleştiği bir duruştur.
Unutmayalım:
Çanakkale ve İstanbul Boğazları, sadece birer su yolu değil; Türkiye’nin bağımsuzluk iradesinin simgesidir.
Dün geçemediler…
Bugün de geçemezler.
Çünkü Çanakkale, yalnızca bir zafer değil; bir milletin “buradayım” dediği yerdir.
18 Mart Çanakkale Zaferi’nin yıl dönümünde;”Çanakkale Geçilmez!” diyen kahramanlarımızı ve bu vatanı bize emanet eden aziz şehitlerimizi saygı, minnet ve rahmetle anıyoruz.
Türkiye, Almanya, ve Dünya Haberleri Ekonomi,
Yorum Yap