SON DAKİKA
--:--:--

Ölüm Bir Bitiş Değil Sadece Vaktini Sessizce Bekleyen Sonsuz Bir Vuslat

Bağlantı kopyalandı!
Ölüm Bir Bitiş Değil Sadece Vaktini Sessizce Bekleyen Sonsuz Bir Vuslat

BULUTLARIN ÜSTÜNDE BİR MEVSİM

​Gökyüzünün İlk Sözü…
​Bir yaz günü, Arslanköy’ün o başı dumanlı Toroslara yaslanmış dağ kokulu taş avlusuna insanın içini hafifçe titreten bir meltem dolduğunda, zaman henüz bugünkü kadar acımasız ve aceleci değildi. Sene, takvimlerin utangaç yapraklarında kalmış o eski, asil, siyah-beyaz yıllardan biriydi. Sabiha; o narin, incecik endamıyla, dokunmaya kıyılamayan küçücük elleri ve beyaz tülbendinin altından süzülen o masum, iri Türkan Şoray gözleriyle avluda durmuş, gökyüzünü izliyordu. Kalbi pır pır eden bir kelebek ritmindeydi; ürkek, temiz ve ilk defa böylesine heyecanlı…
​Tam o sırada kapı eşiğinde bir gölge belirdi: Cafer… Arslanköy’ün kızlarının rüyalarını süsleyen, adımıyla toprağı titreten, heybeti dağları kıskandıran o Dalyan gibi delikanlı. Arkasında bıraktığı o hayran bakışları tek bir saniyede unutup Sabiha’nın yanına geldiğinde, o sert ve mağrur çehresi bir anda pamuk gibi yumuşadı. Sabiha utancından minicik elleriyle tülbendinin ucunu çekiştirirken, Cafer o sarsılmaz, güven veren elini narin omzuna bıraktı; diğer eliyle Sabiha’nın o küçücük ellerini sıkıca, adeta bir ömrü mühürler gibi kavradı.
​Mersin’in efsanevi fotoğrafçısı “Foto İnci” deklanşöre bastığında, zaman o dağ köyünde sonsuza dek durdu. O an anlamışlardı; sevmek onlar için ayaklarının yerden kesilmesi, yerçekimine meydan okumaktı. Cafer’in aşkı Sabiha’yı öyle bir sarmıştı ki, ikisi de bulutların üstünde, ölümsüz bir mevsime taşınmıştı.
​Baharın En Güzel Günü….
​O yılları düşününce Sabiha’nın ruhuna sızan tek şey, bitmek bilmeyen bir saadet hissiydi. Onların dünyasında kış ayazlarının, ayrılık fırtınalarının hükmü geçmezdi; takvimler hep o ilk gençlik baharını, saatler hep o ilk kavuşma anını vururdu.
​El ele tutuştuklarında, Torosların tüm doğası bu muazzam aşka bir saygı duruşuna geçerdi. Sabiha başını o sonsuz maviye kaldırır, “Rüzgâr essin,” diye fısıldardı içinden, “essin ki bulutları önünde sürükleyip bize yeni gökyüzü manzaraları açsın.” Ve yukarılarda kanat çırpan her kuş, sanki bu saf sevdadan icazet almış birer koruyucu melek gibi tepelerinde süzülürdü. Cafer, Sabiha’nın bir bülbülü andıran o temiz, masum bakışlarında ömrün en güzel gerçeğini bulur; Sabiha ise o heybetli çınarın gölgesinde dünyanın en huzurlu kadını olurdu.
​O eski yıllarda aşk, bir fotoğraf karesinin arkasına gizlenen utangaç bir iki kelime kadar sessiz, ama ruhları birbirine ebediyen kenetleyecek kadar derindi.
​Kalbin İki Yüzü ve Sonsuz Veda…
​Yıllar bir su gibi akıp geçti; Torosların karları eridi, saçlara aklar düştü, o eski Mersin sokakları, o eski saf ve güzel insanlar birer birer eksildi. Ve her güzel rüya gibi bu dünya faslı da bir gün o kaçınılmaz, o buz gibi veda anıyla yüzleşti. O çocukluğunun sığınağı, o dalyan boylu çınar, Sabiha’yı bu yalan dünyada bırakıp sessizce hakka yürüdü.
​Cafer’in gidişiyle, bulutların üstündeki o mevsim bu dünya için ansızın durdu. Şimdi Sabiha, elinde çerçevesi hafifçe sararmış o eski Foto İnci imzalı fotoğrafla baş başaydı. Hatıralar odanın sessizliğinde canlandıkça, göğsünde o tanıdık, keskin sızıyı hissetti. Kalbi aniden burkuluyor, boğazına koskoca bir ömrün özlemi bir düğüm gibi saplanıyordu. Artık ne o taş avluda bekleyen delikanlı vardı fiziksel olarak, ne de gölgesine sığınacağı o heybetli beden… Özlem, insanı bu fani dünyada bazen böyle savunmasız bırakıyordu.
​Fakat gözünden süzülen o sıcak yaş, yanağındaki çizgilerden akıp fotoğrafın camına düştüğü an, Sabiha’nın yüzünde mucizevi bir tebessüm belirdi. Ağlamayı bıraktı, derin bir nefes aldı. Çünkü kalbi ona gerçeği fısıldıyordu: Ölüm bir bitiş değil, sadece kirli bir perdenin kapanıp asıl hakikatin başlamasıydı.
​Cafer hiçbir yere gitmemişti. Yok olmamıştı. O sadece bu boyuttan, zamanın ve mekânın prangalarından sıyrılmıştı. Şimdi o, ruhların, gerçek aşıkların temiz kalplerle toplanacağı o büyük ebediyet meydanında, o mübarek bekleme yerinde; derin bir sessizlikle, uhuletle ve suhuletle sevdiklerini bekliyordu.
​Sabiha gözlerini hafifçe kapattı. Taş avluya yine o katran kokulu meltem vurdu ve kulaklarına Cafer’in o gür, güven veren sesi fısıldadı. Başını yukarı kaldırdı; Cafer tam oradaydı, bulutların üstünde, aynı dalyan duruşuyla kendisine bakıyor, gülümsüyordu. Arslanköy’de siyah-beyaz başlayan bu sinema masalı, ölümü aşmış, başka bir boyutta ebedi bir bahara uyanmıştı. Giden yoktu, sadece vaktini sessizce bekleyen sonsuz bir vuslat vardı.

Benzer Haberler
Ölüm Bir Bitiş Değil Sadece Vaktini Sessizce Bekleyen Sonsuz Bir Vuslat
Ölüm Bir Bitiş Değil Sadece Vaktini Sessizce Bekleyen Sonsuz Bir Vuslat
“Müslümce Düşünce Derneği” Kuruldu
“Müslümce Düşünce Derneği” Kuruldu
INTERPOL’den MENA Bölgesinde Tarihi Siber Suç Operasyonu: 13 Ülkede Eş Zamanlı Darbe!
INTERPOL’den MENA Bölgesinde Tarihi Siber Suç Operasyonu: 13 Ülkede Eş Zamanlı Darbe!
Dünyanın En Yoksul Başkanı Jose Mujica
Dünyanın En Yoksul Başkanı Jose Mujica
Devlet Tecrübesi Basın Gücüyle Birleşti: E. Emniyet Müdürü ve Gazeteci Yaşar Durmaz’a ÇÖZÜM MASASINDAN ANLAMLI ZİYARET
Devlet Tecrübesi Basın Gücüyle Birleşti: E. Emniyet Müdürü ve Gazeteci Yaşar Durmaz’a ÇÖZÜM MASASINDAN ANLAMLI ZİYARET
Gök Vatan’ın Yeni Muhafızı: Yerli Kıtalararası Füze ‘Yıldırımhan’ Dünyayı Titretti!
Gök Vatan’ın Yeni Muhafızı: Yerli Kıtalararası Füze ‘Yıldırımhan’ Dünyayı Titretti!
Güncel Türkiye ve Dünya'dan Gelişmeler
International Hayat Haber

Türkiye, Almanya, ve Dünya Haberleri Ekonomi,

Copyright © 2020 - 2026 Tüm hakları İnternationalhayathaber.com saklıdır.
Translate »