Hayat, biz planlar yaparken başımıza gelenlerin toplamı derler ya; eksik. Hayat, aslında biz fırtınanın ortasında can havliyle dalgalarla boğuşurken, gemiyi ilk terk edenlerle, limanda fener yakıp bekleyenlerin asıl niyetini görme sahnesidir. Hani o her fırsatta dostluktan, vefadan, sarsılmaz bağlardan dem vuranlar vardır ya… İşte onların maskelerinin ne kadar ucuz bir kumaştan yapıldığını anlamak için bazen hayatın en ağır, en karanlık gününü yaşamanız gerekir.
Ben o günü yaşadım. Canımdan bir parça koptu, evimin direği, ulu çınarım, babam gitti.
Ölüm, hepimiz için sonsuzluğa açılan bir kapı, asil bir başlangıç. Buna inancım tam. Ancak o kapının eşiğinde durup içeriye kimin girip kimin arkasını döndüğünü izlemek, bu fani dünyanın en net, en çıplak gerçeğiymiş. İnsan hüzün evindeyken gözünü bulutlar kaplar sanıyorlar; aksine, insanın gözündeki o eski, tozlu perdeler tam da o acı günde kalkıyor.
Yıllarca omuzlarında taşıdığın, değerine değer kattığın, “benden” deyip bağrına bastığın bazı isimler… Meğer onlar fiziksel olarak nefes alsalar da, aslında çoktan hükmünü yitirmiş birer gölgeden ibaretmiş. Yanımda olmaları gereken o en ağır günde, bir kuru taziyeyi, bir tas çorbayı, sadece orada öylece sessizce durmayı bile beceremediler.
Şaşırdım mı? Sadece bir anlık, o da insani bir hayretle: “Ne garip” dedim. Bir anlık bir durup izleme, sonra defteri tamamen kapatma.
Çünkü benim dünyamda, zihnimde ve kalbimde bir kez öldürdüklerimin geriye dönüşü asla yoktur! O bilet tek yönlü kesilir ve o kapı bir daha açılmamak üzere kilitlenir. Bu bir öfke ya da intikam çığlığı değil; bilakis, kendine saygı duyan, haysiyetini ve iç huzurunu koruyan her insanın alması gereken asil ve net bir mesafedir. Biz o insanlara kredilerini bir günde vermediğimiz gibi, bir günde de silmedik. Onlar, o zor günün eşiğinde kendi kendilerini sıfırladılar.
Ama hayatın adaleti tam da burada devreye giriyor. Siz o sahte kalabalığın vefasızlığına bir anlık hayretle bakarken, hiç ummadığınız, belki hayatınızın merkezine hiç koymadığınız insanlar kapınızda beliriveriyor. Acınıza omuz veriyor, elinizi tutuyor. Hayat, o bencil ve sığ kalabalığı hayatınızdan ayıklarken, yerini hesapsız, kitapsız, saf ve temiz yüreklerle dolduruyor. Siz farkında olmadan kimin yarasına dokunduysanız, vefa borcunu ödemeye o en acı günde koşup geliyorlar.
Sözün özü; cenaze evi maskelerin düştüğü, herkesin hak ettiği makama oturduğu yerdir.
Bugün babamın gidişinin yedinci günü. Benim kalbim de zihnim de artık çok daha berrak, çok daha hafif. Arkasına bakmadan gidenlerin ağırlığından kurtuldum; meydan, gerçekten hak edenlere, o hiç ummadığım ama vefasıyla içimi ısıtan gerçek insanlara kaldı.
Zihnimdeki o mezarlıkta yer kalmadı, olanları da zaten çoktan toprak örttü. Şimdi önümüze, o sonsuzluğa açılan yeni kapıdan, yanımızdaki gerçek dostlarla yürüme vaktidir.
Türkiye, Almanya, ve Dünya Haberleri Ekonomi,
Yorum Yap