ÖNCELİKLE; bir insanın gelişmişlik düzeyi, sadece kendi salonunun temizliğiyle değil, evinin kapısını açtığı an ortak hayata bıraktığı izle ölçülür. Kapısının önünü kirleten, aslında kendi ruhunun aynasını dışarıya yansıtıyordur.
Haber: Nurhayat Volkan/ Mersin-Almanya
Ortak Yaşam Kültürü ve “Duvarın Arkası” Sendromu: Almanya-Türkiye Ekseninde Apartman Psikolojisi
Evimiz, kapısını dış dünyaya kapattığımızda kendimizi en güvende hissettiğimiz, tamamen bize ait olan o mahrem alandır. Ancak modern şehir hayatında, o kapının hemen arkasında başlayan ortak bir yaşam alanı daha vardır: Koridorlar, asansörler, bahçeler ve merdivenler… Ne yazık ki son dönemde, özellikle Türkiye’deki site ve apartman yaşantısında, bu ortak alanların kullanımına dair ciddi bir kültürel ve psikolojik erozyon yaşanıyor.
Avrupa’da, özellikle Almanya gibi kuralların ve toplumsal düzenin keskin sınırlarla belirlendiği ülkelerde yaşamı deneyimlemiş olanlar, Türkiye’ye döndüklerinde bu tezatı çok daha net ve sarsıcı bir şekilde gözlemliyorlar.
Almanya’daki apartman kültürünün temelinde “Hausordnung” (Ev Düzeni/Kuralları) yer alır. Kimin ne zaman temizlik yapacağı, gürültü sınırları, çöplerin nasıl ayrıştırılacağı net bir şekilde yazılıdır ve en önemlisi, bu kurallara uymamanın ciddi yasal ve maddi yaptırımları vardır. İnsanlar birbirini sevmek zorunda olmasa da toplumsal huzuru korumak adına kurallara “saygı duymak” zorundadır.
Türkiye’de ise apartman yönetmelikleri olsa da süreç çoğunlukla bireylerin inisiyatifine, vicdanına ve ne yazık ki bazen de “bana bir şey olmaz” aymazlığına bırakılır. Bu durum, bina yöneticilerini ve temizlikten sorumlu bina görevlilerini (kapıcıları) adeta birer “düzen bekçisi” haline getirerek yıpratır. Görevliler, bazı sakinlerin arkasını toplamaktan asli işlerini yapamaz hale gelirler.
Pek çok sitede karşılaşılan en büyük paradokslardan biri şudur: Kendi evinin içini titizlikle temizleyen, tek bir toz tanesine bile tahammülü olmayan bir birey; kapının dışına çıktığı an balkondan aşağı izmarit atabiliyor, çöp poşetini koridora sızdırarak bırakabiliyor ya da asansörü leş gibi kokutacak bir dikkatsizlik sergileyebiliyor.
Psikolojik açıdan bu durum, “Benmerkezcilik (Egosantrizm)” ve “Duvarın Arkası Sendromu” ile açıklanır. Kişi, aidiyet bağını sadece tapulu malı olan o dört duvar arasında kurar. Kapının dışı onun için “başkalarının alanı” veya “kamu malı”dır. “Benim evim temiz, gerisi ne yaparsa yapsın” düşüncesi, empati yeteneğinin gelişmediğinin, toplumsal bilincin henüz oluşmadığının en net göstergesidir.
Apartman yaşantısındaki bu saygısızlıklar sadece bir eğitim eksikliği değil, aynı zamanda ciddi psikolojik alt metinler barındırır:
Bir arada yaşamak, bir gönül bağı kurmayı gerektirmez; hukuki ve ahlaki bir kontratı zorunlu kılar.
Unutulmamalıdır ki; bir insanın gelişmişlik düzeyi, sadece kendi salonunun temizliğiyle değil, evinin kapısını açtığı an ortak hayata bıraktığı izle ölçülür. Kapısının önünü kirleten, aslında kendi ruhunun aynasını dışarıya yansıtıyordur.
Türkiye, Almanya, ve Dünya Haberleri Ekonomi,