Hayat bazen çok sert bir öğretmen gibi davranır. Biz konfor alanımızda, sırf alışık olduğumuz için ruhumuzu çürüten ortamlara tutunurken, o bizi arkamızdan itip o konforlu sandığımız uçurumdan aşağı bırakıverir. İnsanoğlu olarak bu itişi genellikle “şanssızlık” ya da “haksızlık” olarak okuruz. Oysa arkasında muazzam bir evrensel yasa işlemektedir: HAYAT, ASLA AİT OLMADIĞINIZ BİR ENERJİ ALANINDA UZUN SÜRE KALMANIZA İZİN VERMEZ!
Peki, bu sistem nasıl çalışır ve hayat bizi ait olmadığımız yerlerden hangi maskelerle uzaklaştırır? Gelin, bu döngüye farklı pencerelerden bakalım.
Siz bir ortama ya da bir insana hak ettiğinden fazla değer yüklediğinizde, sistem dengeyi sağlamak için o bağları koparmaya başlar. Dost bildiğiniz birinin arkanızdan kuyu kazması, yıllardır emek verdiğiniz şirkette hakkınızın yenmesi ya da bir ilişkide hiç hak etmediğiniz bir sadakatsizlikle karşılaşmanız tesadüf değildir.
İnsanın en tuhaf bağımlılıklarından biri de acıya ve haksızlığa tutunmaktır. Saatlerce oturup birilerinin bize nasıl haksızlık ettiğini, hayatın bize ne kadar acımasız davrandığını anlatmayı çok severiz. ÇÜNKÜ MAĞDUR OLMAK, HAREKETE GEÇME SORUMLULUĞUNU ORTADAN KALDIRIR.
Çoğumuz hayatımızın sadece o an durduğumuz karesine odaklanırız. Oysa hayat, milyarlarca kareden oluşan devasa bir film şerididir. Biz ilk karede canımız yandı diye filmin geri kalanını izlemekten vazgeçeriz.
Hayat size bir kapıyı kapattığında, pencerelere tırmanarak içeri girmeye çalışmayın. O kapı, içerideki hava sizi zehirlemeye başladığı için yüzünüze kapandı. Frekansınızın uyuşmadığı, değerinizin bilinmediği her yerden ceketinizle çıkmayı bilin. Akıllı bir insan, neden itildiğine değil, nereye doğru itildiğine bakar. SİZ SADECE YÜRÜMEYE DEVAM EDİN; evren, sizin için en doğru ve en asil zirveyi zaten yolunuza serecektir.
Türkiye, Almanya, ve Dünya Haberleri Ekonomi,