
Bir yolsuzluk iddiasını gündeme taşıdıysan, sonrasında ne olduğunu da soracaksın.
Bir siyasetçi söz verdiyse, aylar sonra çıkıp “Ne oldu o söz?” diyeceksin.
Bir kurum şov yaparak temel attıysa, gidip o temelin üstüne bina çıkılmış mı bakacaksın.
Çünkü gazetecilik; mikrofon uzatıp açıklama almak değil, gerçeğin peşini bırakmamaktır.
Ama “Elbette işini hakkıyla yapan gazetecileri ayrı tutarak söylüyorum; ancak bugün yerel basının büyük kısmında başka bir anlayış hâkim:”
Sorulmayan sorular…
Takibi yapılmayan haberler…
Unutturulan vaatler…
Sürekli sürekli alkış tutan manşetler ve köşe yazıları…
İşte tam da burada asıl soru ortaya çıkıyor:
Gazetecinin görevi alkışlamak mı, soru sormak mı?
Öyle bir düzen kurulmuş ki;
Gazetecilik yapan değil, ilişki yöneten kazanıyor.
Kim daha çok “başkanım”,
Kim daha çok “sayın müdürüm”,
Kim daha çok “çok değerli büyüğümüz” diyorsa, makbul gazeteci o sayılıyor.
Eleştiri mi?
Aman ha…
Bir belediyeyi eleştirirsen reklam gider.
Bir oda başkanına soru sorarsan telefon gelir.
Bir müteahhidi rahatsız edersen ilan kesilir.
Sonra ne oluyor?
Gazeteler, halk adına soru soran kurumlar olmaktan çıkıp adeta reklam ajanslarına dönüşüyor.
Açın bazı yerel haber sitelerini…
Aynı cümleler:
“Başkan müjdeyi verdi…”
“Büyük hizmet…”
“Tarihi proje…”
“Yoğun katılım…”
“Vatandaş memnun…”
İyi de kardeşim;
Her şey güllük gülistanlık mı?
Her şey dört dörtlük mü?
Yarım kalan işler nerede?
Verilen sözler ne oldu?
İhaleler nasıl yapıldı?
O projelerin maliyeti ne?
Kim kazandı, kim kaybetti?
Bunları soran kaç kişi kaldı?
Bunları soran kaç kişi kaldı?
Bugün yerel basının en büyük sorunu sadece ekonomik sıkıntı değil…
Asıl sorun, gazeteciliğin ruhunu kaybetme tehlikesidir.
Evet…
Yerelde şartlar zor.
Gazeteyi ayakta tutmak kolay değil.
Reklam baskısı var, siyasi baskı var, ekonomik bağımlılık var.
Ama tüm bunlar gazeteciliği tamamen “güzelleme sanatına” çevirmeyi haklı çıkarmaz.
Çünkü gazeteci; sadece güçlülerin yanında duran kişi değildir.
Gazeteci bazen rahatsız eden kişidir.
Bazen can sıkan soruları sorandır.
Bazen herkes susarken konuşandır.
Yerel basın şunu unutmamalıdır.
Gazetecilik; makam sahiplerine ve güç odaklarına yakın oldukça değil, halka yakın oldukça değer kazanır.
Ve gerçek gazetecilik;
Basın bültenlerini kopyalamakla değil, gerçeği araştırmakla ve yazmakla yapılır.
Selam ve saygıyla…
Türkiye, Almanya, ve Dünya Haberleri Ekonomi,
Yorum Yap