Oysa mesele çoğu zaman sanıldığı kadar devasa işler yapmak değil.
Bir ülkeyi değiştirmek, sistemi düzeltmek, dünyayı kurtarmak…
Bunlar güzel hayaller ama gerçek hayat, bazen daha sade ve daha basit yerlerde akabiliyor.
Bir selam vermekle başlıyor bazen.
Birinin derdini gerçekten dinlemekle…
İşini hakkıyla yapmakla…
Hatta çoğu zaman, “ben ne katıyorum?” sorusunu kendine dürüstçe sorabilmekle.
Bugün herkes konuşuyor.
Herkes eleştiriyor.
Herkes bir şeylerin yanlış olduğunu biliyor.
Ama çok az kişi şunu soruyor:
“Ben neyi doğru yapıyorum?”
Hayata artı değer katmak;
Büyük laflar etmek değil,
Verdiği sözü tutmakla ölçülür.
İnsanları değiştirmeye çalışmak değil,
Önce kendini düzeltmekle başlar.
Garip bir çağdayız…
Herkes dünyayı kurtarmaya niyetli ama kimse kendi kapısının önünü süpürmek istemiyor.
Oysa gerçek değişim,
Bir öğretmenin öğrencisine kattığı değer,
Bir esnafın müşterisine gösterdiği dürüstlük,
Bir yöneticinin adaletli duruşu…
Bazen bir çocuğun gözünde güven duyulan biri olmak,
Bazen bir yaşlının duasında yer almak,
Bazen de kimsenin görmediği bir iyiliği yapmaktan geçer.
Ve en önemlisi…
Hayata değer katmak; bir insanın kendine öz saygısını kaybetmeden yaşamasıdır.
Çünkü insan, dünyayı değiştiremese bile kendi duruşuyla bir fark yaratabilir.
Belki küçük…
Ama gerçek.
Ve unutmayalım:
Hayat, bazen büyük sözlerle değil küçük dokunuşlarla da değişir.
Bir insanın kalbine değebiliyorsan,
Bir haksızlık karşısında susmamayı seçebiliyorsan,
Kimse görmese bile doğru olanı yapabiliyorsan…
İşte o zaman hayata gerçekten artı değer katıyorsunuz demektir.
Çünkü bu dünyada iz bırakmak, bazen bir duruş sergilemekle de mümkündür.
Herkesin alkışladığı biri olmak zorunda değilsiniz.
Ama vicdanının susturamadığı biri olmalısınız.
Belki adınız bilinmeyecek,
Ama bir yerde, birinin hayatına dokunduysanız,
Bir yanlışı düzeltmeye katkı sunduysanız,
İşte o zaman bu hayata gerçekten bir şey katmışsınız ve iz bırakmışsınız demektir.
Selam ve saygıyla…
Türkiye, Almanya, ve Dünya Haberleri Ekonomi,
Yorum Yap