
Son yıllarda en çok duyduğumuz kavramlardan biri:
“Halkla ilişkiler…”
Kurumların, belediyelerin, siyasilerin, şirketlerin…
Herkesin bir halkla ilişkiler birimi var.
Telefonlar açılıyor…
Mesajlar yayınlanıyor…
Sosyal medya hesapları sürekli paylaşım yapıyor…
Ama insan bazen kendi kendine şu soruyu sormadan edemiyor:
Gerçekten halkla ve “hakça” bir ilişki mi kuruluyor?
Çünkü halkla ilişki dediğiniz şey;
sadece tebessüm ederek sosyal medyada fotoğraf vermek ve imaj parlatmak değildir.
Bir vatandaşın derdini gerçekten dinlemek…
Eleştiriyi düşmanlık saymamak…
Ulaşılamaz duvarlar örmemek…
“Biz biliriz” kibriyle hareket etmemektir.
Eskiden herhangi bir kamu kurumuyla ilgili basında bir haber çıktığında…
Bir iddia ortaya atıldığında…
Bir yanlışlık ya da çarpıklık gündeme geldiğinde…
O kurumun basın ve halkla ilişkiler birimi konuyu takip ederdi.
Mesele yetkililerin önüne gider,
gereği yapılır ve bir açıklama yapılırdı.
En azından vatandaş bunu hissederdi:
“Beni duyan birileri var…”
Bugün ise maalesef devletin birçok noktasında özellikle de Ticaret Bakanlığında ciddi bir iletişim kopukluğu yaşanıyor.
CİMER’e yazıyorsunuz…
Dilekçe veriyorsunuz…
Resmî başvuru yapıyorsunuz…
Ama karşınıza çoğu zaman matbu metinler çıkıyor.
Kopyala-yapıştır cevaplar…
Sorunu gerçekten okuyup anlamayan standart ifadeler…
Vatandaş derdini anlatıyor,
sistem ise sadece prosedürü işletiyor.
Oysa devlet; vatandaşın sesine kulak vermek zorundadır.
Bir kurumun kapısına “Halkla İlişkiler” tabelası asmak yetmez.
Önemli olan gerçekten halkla ilişki kurabilmektir.
Daha da önemlisi…
Halkla ilişkilerde “hakça ilişkiler” de kurmak gerekir.
Yani adalet…
Eşitlik…
Hakkaniyet…
Halkla ilişkiler insana dokunma sanatıdır.
Adalete uygun ve doğrulukla yani
“hakça” kurulan ilişkiler ise vicdanlara dokunmaktır.
Son söz: Halkla ilişkilerde “hakkaniyet” ve “çözüm” odaklı, yani “hakça” bir yaklaşım tarzını benimsemek, her zaman daha sağlıklı sonuçlar doğurur.
Selam ve saygıyla…

Türkiye, Almanya, ve Dünya Haberleri Ekonomi,
Yorum Yap