SON DAKİKA
--:--:--
Dr. Dilek Baran

Önce Zihinler Bölünür, Sonra Toplumlar

Bağlantı kopyalandı!

Hiçbir imparatorluk yalnızca silahla ayakta kalmadı. Hiçbir iktidar yalnızca güç kullanarak uzun süre hükmedemedi. Tarih bize defalarca aynı gerçeği gösterdi: Önce insanlar birbirinden uzaklaştırılır, sonra birbirine düşman edilir. Bölünmüş bir toplum, yönetilmesi en kolay toplumdur.

Bugün bu yöntem eskisinden çok daha sofistike. Artık şehirleri kuşatmaya gerek yok; zihinleri kuşatmak yeterli. İnsanlar düşünceleriyle değil, kimlikleriyle tanımlanıyor. Kadın-erkek, sağ-sol, inanan-inanmayan, yerli-göçmen, biz-onlar… Her yeni etiket, görünmez bir duvar daha örüyor.

Dijital çağın en büyük başarısı, insanlara özgür olduklarını hissettirirken onları algoritmaların içine hapsetmesidir. Her beğeni, her paylaşım, her öfke patlaması görünmez bir sistemin verisine dönüşüyor. Biz konuştuğumuzu sanıyoruz; çoğu zaman konuşturuluyoruz.

Michel Foucault, iktidarın yalnızca yasalarla değil, bireyin zihnini şekillendirerek de işlediğini anlatıyordu. Bugün o düşünce, dijital dünyanın içinde daha görünür hâle geldi. Artık baskının sesi yüksek değil; sessiz, konforlu ve sürekli.

Hannah Arendt, kötülüğün bazen sıradan insanlar tarafından, düşünmeyi bıraktıkları anda üretildiğini söyler. Belki de çağımızın en büyük tehlikesi budur: Düşünmeden tepki vermek, anlamadan yargılamak ve araştırmadan mahkûm etmek.

Sosyal medya ekranlarında her gün aynı sahne tekrar ediyor. Hakaret alkışlanıyor. Küfür mizah diye sunuluyor. Linç, adaletin yerine geçiyor. Öfke, cesaret sanılıyor. Nefret ise kimlik hâline geliyor.

İnsan psikolojisi tekrar eden davranışları normalleştirir. Albert Bandura’nın ortaya koyduğu gibi, insanlar gördüklerini öğrenir. Şiddeti sürekli gören bir toplum, zamanla şiddeti yalnızca izlemekle kalmaz; yeniden üretmeye başlar.

Sonra güven kaybolur.

Komşu komşudan, genç yaşlıdan, aile bireyleri birbirinden şüphe etmeye başlar. Dayanışmanın yerini rekabet, merhametin yerini çıkar, birlikte yaşamanın yerini yalnızlık alır.

Émile Durkheim, toplumun ortak değerlerini kaybettiğinde çözülmenin başladığını söyler. Bugün yaşadığımız yalnızca ekonomik ya da siyasal bir kriz değildir; aynı zamanda bir anlam krizidir. İnsanlar artık birbirini anlamaya değil, birbirini yenmeye çalışıyor.

Oysa en büyük zafer, karşı tarafı susturmak değildir; onu anlayabilmektir.

Erich Fromm, modern insanın özgürleşirken aynı zamanda yalnızlaştığını anlatır. Yalnız insan ise kolay korkar. Korkan insan kolay öfkelenir. Öfkelenen insan kolay yönlendirilir. İşte sistem tam da bu noktada güç kazanır.

Kanla beslenen yalnız savaş meydanları değildir; nefret de kan ister. Her hakaret, her aşağılayıcı söz, her dışlayıcı söylem, toplumsal vicdanda yeni bir yara açar. Bazen bu yara bir çocuğun umudunu öldürür. Bazen bir gencin boynundaki ilmeğe dönüşür. Bazen de bir silahın namlusundan çıkan kurşun olur. Ölüm her zaman bedenleri almaz; kimi zaman insanlığımızı bizden alır.

Sorun teknoloji değildir. Sorun, teknolojiyi kullanan bilinçtir. Sorun farklı düşünmek değildir. Sorun, farklı düşüneni düşman ilan etmektir. Sorun kimlikler değildir. Sorun, kimlikleri birer savaş bayrağına dönüştürmektir.

Belki de bugün ihtiyacımız olan şey daha fazla konuşmak değil, daha fazla düşünmektir.

Çünkü insanı diğer canlılardan ayıran yalnızca konuşması değildir; konuşmadan önce düşünebilmesidir.

Öfkesini yönetemeyen insan, önce kendisinin esiri olur. Kendisinin esiri olan ise başkalarının en kolay yönettiği kişiye dönüşür.

Bu yüzden asıl mücadele sokakta değil, ekranda değil, sandıkta da değil…

Asıl mücadele, insanın kendi zihninde başlar.

Çünkü önce zihinler bölünür.

Sonra toplumlar…

Dr. Dilek BARAN

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları
Dr. Dilek Baran
Dr. Dilek Baran Ahlaki Söylemin Kıskacında Kör Sadakat ve Demokrasinin Geleceği..
Yazarlarımız
Güncel Türkiye ve Dünya'dan Gelişmeler
International Hayat Haber

Türkiye, Almanya, ve Dünya Haberleri Ekonomi,

Copyright © 2020 - 2026 Tüm hakları İnternationalhayathaber.com saklıdır.
Translate »