Gece sanırım Kopi Luwak* marka kahveyi fazla kaçırdım, midemde bir ekşime bir ekşime… sanırım Kopi Luwak* marka kahveyi fazla kaçırdım, midemde bir ekşime bir ekşime…
Sabaha karşı Rokko No* marka Japon sodasından içtim de biraz rahatladım!
Uyandığımda, geçtiğimiz yaz Las Vegas’taki MGM Grand Oteli’nden aşırdığım bornozu gördüm kapının kenarındaki askıda, “bi banyo yap iyi gelir…” dedim kendi kendime!
Vazgeçtim sonra!
İşim aceleydi, geç kalmak istemiyordum, uzun bir yolculuk beni bekliyordu.
Aslında hane halkından herkesin birer otomobili olsa da hep aynı otomobilimizle gideriz görev yerlerimize.
Beraber uyanmak ve kahvaltı sofrasına oturmak atalarımızın köklerine uzanan bir adetti.
Kızım Gönül illa ki Frrozen Haute Chocolate* yemek istedi, ben de tatlı yeme saati olmadığı için vazgeçirmeye çalıştım.
Ama başaramadım!
(Aramızda kalsın, dayanamayıp bi parça da ben yedim. Ne de lezzetliymiş yahu!)
“Hadi kızım geç kalıyoruz!” dedim çiçeği burnunda gelin olan kızıma.
Kızım Gönül sinirliydi. Verto* marka cep telefonunun pırlantası düşmüş de yatağın altına onu arıyordu!
Biricik hayat arkadaşının hediyesiymiş, para mühim değilmiş, manevi değeri varmış!
Evimizin önündeki mütevazı Bugatti Veyron* otomobilimizi çalıştırırken aklıma rahmetli babamla yaptığımız “En çok Rus havyarı kim yiyecek?” yarışması geldi.
Ben daha fazla yiyeyim diye, O da yermiş gibi yapardı…
Hayal meyal hatırladığım ne tatlı bir anıydı ya Rabbi?
Şu otoyolun yanında sadece biz zenginler için yapılan başka bir otoyol olsa da yararlansak ne güzel olurdu?
Ama nerdeeee!
Elin dar gelirlisi yüzünden 120 km hızla ağır ağır gitmek zorundayım işime! Trafik amma da yoğun, önüne gelenin otomobili var!
Neyse, geçen hafta iş gezisinde Londra’daki Harolds mağazasından 7.250 Pounda satın aldığım rugan ayakkabılarımı gıcırdatarak çıktım ofisime…
Ne sıkıcı bir gün!
Sekreterim, kız kardeşimin doğum günü için sipariş ettiğim Clive Christian No.1* marka parfümün kargoyla geldiğini söyledi.
Kargo görevlisi delikanlıya 200 dolar bahşiş vererek aldım elime parfüm kutusunu.
Madagaskar’dan vanilya, doğal çam sakızı, bergamot ve sandal ağacından elde edilmiş müthiş bir koku salındı odanın ortasına!
Şişenin kapağını yerine takarken, üzerindeki bilmem kaç karat safir gözümü aldı, aldı, aldı…
*
Ohh be nihayet uyandım, nasıl bir rüyaymış anlam veremedim!
İzmit, Çarşamba sabahı…
İşime yetişmek zorundayım. Orta gelirlilere yakışan otomobilimde yine benzin yok!
‘Ben benzin fiyatları ne kadar oldu biliyor muyum acaba?’
Elbette biliyorum! Ama dolmuşla inmem lazım şehre, dur bakayım… Tüh bir lira eksik!
Neyse kaptana söylerim idare eder!
Radyoda sabah programının konusu; zenginlik…
Meğer rüyanın hayra yorumu bu olsa gerek.
Meğer ihracat zengini olmuşuz.
Meğer ayçiçek yağına 6 ayda yüzde yüz zam gelmemiş-miş!
İnsan bazen de sürprizler bekler hayatında…
Elimi cebime attım ve son 50 TL’yi kızıma uzattım, “Al kızım, nasılsa zengin bir baban var artık!”
(* anlamı bilinmeyen, bu gidişle de hiç bilinmeyecek şeyler; Kopi Luwak – Dünyanın en pahalı kahvesi, Rokko No – Dünyanın en pahalı sodası, Frrozen Haute Chocolate – Dünyanın en pahalı tatlısı, Verto – Dünyanın en pahalı cep telefonu, Bugatti Veyron – Dünyanın en pahalı otomobili, Clive Christian No.1 – Dünyanın en pahalı parfümü)
Türkiye, Almanya, ve Dünya Haberleri Ekonomi,
Yorum Yap