Halk arasında “şuyuu vukuundan beter” diye söylenen, gerçekte bir şeyin dedikodusunun yapılması, onun gerçekleşmesinden daha kötü olduğu anlamında kullanılan güzel bir atasözümüz vardır.
Ama bazı zamanlar vardır ki mesele dedikodu ve söylenti olmaktan çıkar; insanın bizzat yaşadığı bir gerçeğe dönüşür.
Bu yazıyı, yakın zamanda bir tanıdığımın yaşadığı sağlık sürecine şahit olduktan sonra kaleme alıyorum.
Sağlıklı, aktif bir gençti. Bir gün çarpıntı başladı. Halsizlik… Ayaklarda ağrı ve uyuşma… “Geçer” denildi, geçmedi.
Üç ay boyunca hastane koridorlarında dolaştı. Kardiyoloji, dahiliye, ortopedi, acil servis… Tahliller, tetkikler, görüntülemeler…
En sonunda bir hekim, rahatsızlığının pandemi döneminde yaptırdığı BioNTech COVID-19 aşısıyla bağlantılı olabileceğini söylemiş.
“Olabilir…”
Ama iş resmi rapora gelince ortalık sessizleşmiş.
İddia var ama rapor yok.
Şüphe var ama kesin kabul yok.
Rahatsızlık var ama sebep konusunda suskunluk var.
İşte toplumdaki huzursuzluk tam da burada başlıyor.
Uzun süredir kulaktan kulağa dolaşan cümleler var:
“Genç yaşta kalp krizleri arttı.”
“Eskiden bu kadar ani ölümler duymazdık.”
Bu ifadeler bilimsel veri değildir. Ama yaygın bir endişenin yansımasıdır.
İnsanlar kendi çevrelerinden örnekler anlatıyor. Fakat bu örnekler kamuoyuna taşındığında ya küçümseniyor ya da “istisnai” veya yan etki olabilir denilerek geçiştiriliyor.
Peki üç ay boyunca hastane kapısında çözüm arayan biri için bu “istisna” kelimesi ne ifade eder?
Almanya’da üretici firmalara karşı açılan davalar…
Avrupa’da bildirilen yan etki dosyaları…
Eğer her şey baştan söylendiği kadar net ve kusursuz idiyse, neden bugün hâlâ “Acaba?” sorusu dolaşıyor?
Bir hekimin “bağlantılı olabilir” demesi ile bunun resmi kayda geçmesi arasında büyük bir mesafe var.
O mesafenin adı çoğu zaman sistemdir.
Kimse kesin konuşmak istemiyor.
Kimse sorumluluğu üzerine almak istemiyor.
Ama toplum konuşuyor.
Kahvehanelerde, aile sofralarında, sosyal medyada aynı cümle dönüp duruyor. Ve her cevaplanmamış soru, yeni bir söylenti üretiyor.
Belki mesele aşıdan ibaret değildir. Belki mesele, belirsizliktir. Belki de en büyük hastalık, güven kaybıdır.
Çünkü bir toplum güvenini kaybederse; Her bilgiye şüpheyle bakar.Her açıklamayı eksik görür.
Her suskunluğu gizleme olarak yorumlar.
İşte o zaman şayia gerçekten vukuundan beter olur.
Sorular sorulmalı.Yan etkiler araştırılmalı. Şeffaflık sağlanmalı. Hukuki süreçler işletilmeli.
Ama en önemlisi; net konuşulmalı.
Çünkü insanın bedeninde taşıdığı rahatsızlık kadar, zihninde taşıdığı cevapsız sorular da ağırdır.
Şimdi şu sorunun cevapların verilmesinin zamanıdır.
Pandemi sürecinde yapılan aşıların yan etkileri ile artan kalp krizleri ve genç ölümlerin olması gerçekten “şuyuu vukuundan beter mi? Yoksa vuku bulan bazı meselelerin üzeri mi örtülüyor?
Cevap ne olursa olsun, hakikat suskunlukla değil şeffaflıkla ortaya çıkarılmalıdır.
Sağlıcakla kalın…
Türkiye, Almanya, ve Dünya Haberleri Ekonomi,
Yorum Yap