Fransa: BEYHAN EREN
Dünya, plastik pipetlerin okyanus kaplumbağalarına verdiği zararı tartışırken ne kadar da nazikti, değil mi? Kağıt poşetlere geçtik, karbon ayak izimizi hesapladık, fısfıslı deodorantları lügatimizden sildik. Peki ya bugün? Gökyüzünü yırtan füzelerin, toprağı zehirleyen beyaz fosforun ve koca şehirleri enkaza çeviren bombaların “karbon ayak izini” kim tutuyor?
Sormadan edemiyorum: O meşhur aktivistler nerede?
İklim krizinden bahsederken kürsüleri yumruklayan, “Geleceğimizi çaldınız!” diye haykıran o küresel yüzler, bugün neden tankların gürültüsü karşısında fısıltıyla konuşuyor? Yoksa savaşın dumanı, iklim krizinin sisinden daha mı az kirli?
Bir jet uçağının tek bir sortiyle doğaya saldığı emisyon, binlerce otomobilin bir yılda yarattığı kirliliğe bedel. Sadece birkaç ay süren bir çatışma, koca bir kıtanın on yıllık “yeşil dönüşüm” çabasını bir gecede çöpe atabiliyor. Ama ne hikmetse, uluslararası iklim zirvelerinde orduların ve savaş sanayisinin yarattığı o devasa yıkım, “ulusal güvenlik” zırhının arkasına saklanıp görmezden geliniyor.
Gerçek çevrecilik, sadece ağaç dikmek veya geri dönüşüm kutularını ayırmak değildir. Gerçek çevrecilik; o ağacın kök saldığı toprağın bomba ile zehirlenmesine, o ağacın gölgesinde büyüyen çocukların üzerine misket bombası yağmasına karşı durmaktır.
Bugün Gazze’den Ukrayna’ya kadar uzanan coğrafyada sadece insanlar ölmüyor; toprak ölüyor, su kaynakları sonsuza dek kirleniyor, ekosistemler “eko-kırım”a kurban ediliyor.
Eğer bir aktivist, bir bombanın yarattığı yıkımı, bir fabrikanın bacasından çıkan duman kadar dert etmiyorsa, orada bir samimiyet sınavı var demektir. Barışın olmadığı bir dünyada “sürdürülebilir” olan tek şey maalesef acı ve yıkımdır.
Beyaz camın önünde slogan atmak kolay. Asıl mesele; savaşın o kapkara dumanı gökyüzünü kapladığında da “doğa” diyebilmekte.
Çünkü unutmayın: Savaşın kazananı olabilir, ama doğanın ve insanlığın bu tabloda sadece kaybedeni var.
Türkiye, Almanya, ve Dünya Haberleri Ekonomi,
Yorum Yap