Zaman, kimileri için tükenen bir kum saati, kimileri içinse her anı yeniden inşa edilen bir sanat eseridir. Bugün sokaklara baktığımızda, henüz yolun başında olan yirmi-otuzlu yaşlardaki gençlerin omuzlarında dünyanın yükünü taşıdığını görüyoruz. Gelecek kaygısı ve bitmek bilmeyen bir “kölelik” düzeni içinde, ellerinden kayıp giden en değerli hazineyi; yani “an”ı ıskalıyorlar. Oysa mutluluk, dışarıda bir yerlerde aranan bir ödül değil, bizzat kendi DNA’mızda uyandırılmayı bekleyen bir koddur.
Hep söylerim; yaş sadece bedene vurulan bir mühürdür. Ruhlar ise zamansızdır, hepsi aynı yaştadır. Ancak modern dünya, bu ruhun evi olan bedeni erkenden yormak için adeta ant içmiş durumda. Eskilerin o dinç bedenlerinin sırrı, doğanın kalbinde saklıydı. Günümüzde ise DNA’sı değiştirilmiş gıdalar, işlem görmüş etler ve “iyileşmek” adına kullanılan ama aslında sistemi yoran ilaçlar arasında sıkışmış durumdayız.
Benim tercihim ise köklerimize dönmek. Ninelerimizin o şifalı bitkisel kürleriyle iyileşen, kalsiyumundan magnezyumuna, proteininden demirine kadar her bileşeni bio-organik beslenmeyle alan bir yaşam tarzı… Buna düzenli yürüyüşleri ve ağırlık antrenmanlarını eklediğinizde, kendinizi bir zaman yolcusu gibi hissetmeniz işten bile değil. Beden, ona iyi baktığınızda size ihanet etmez; aksine sizi gençliğin o taze enerjisinde tutar.
İnsanların çoğu, fakirlikle korkutulup yarınların endişesiyle bugünü feda ediyor. Şeytanın en büyük tuzağı budur: İnsanı yoklukla korkutup elindeki “an”ı çalmak. Oysa mutlu olmak için çok derin felsefelere ihtiyaç yok. Coşku, eğlenmek, yeni kültürler tanımak ve auranı yüksek tutmak bir seçimdir. Benim diğer adım coşku; çünkü biliyorum ki hayatın ritmi, biz ona ayak uydurduğumuz sürece güzelleşir.
Hayatta her şey insan içindir; bazen sessizce, bazen umarsızca ağlamak da bu yolculuğun bir parçası. Ancak en büyük seçimi biz yaparız: Ya o kederde boğuluruz ya da yüzümüzü güneşe, yani gülümsemeye döneriz.
Ben aynaya baktığımda çok güzel bir kadın görüyorum. Bu güzellik sadece dış görünüşten değil, hayata karşı duruşumdan ve özgür ruhumdan geliyor. Ve şuna inanıyorum: Kimse beni mutsuz ve ağlarken görmeyi hak etmiyor. İnsanların hakkı, benim o yüksek auramı, neşemi ve gülen yüzümü görmektir. Çünkü mutluluk bulaşıcıdır ve ben bu dünyada bir kurban olarak değil, kendi zamanının efendisi olarak var olmayı seçiyorum.
Siz de seçiminizi yapın; ağlamak mı, yoksa tüm ihtişamıyla gülmek mi? Unutmayın, mutluluk kodlarınızda saklı, sadece onu aktif hale getirmeyi bekliyor.
Türkiye, Almanya, ve Dünya Haberleri Ekonomi,
Yorum Yap