DÜŞÜNMENİN ARAÇLARI ÜZERİNE
Düşünmenin yardımcı araçlar üç tanedir: Uyandırıcı yazarlar, aykırı kimseler ve kitaplar, kendi düşüncelerimiz üzerinde yoğunlaşma.
Düşünceyi uyandıran, tetikleyen yazarlar vardır. Herkes kendi düşüncesini uyandıracak yazarı bulabilir. Zekâyı harekete getiren, düşünce kudretini arttıran ve zihne birçok muhakemeyi davet eden yapıtlar bunlardandır.
Atatürk, Eflatun’un ‘Devlet’ kitabını başucundan ayırmazmış.
Hangi filozof, İngiliz filozofu David Hume’u (1711-1776) okuyunca “dogmatik uykumdan uyandım” demiş? Araştırın bir…
Atatürk ne diyor Ataname’de: Devrimlerin başarılmasında Tevfik Fikret benim başlıca esin kaynaklarımdan biri, belki de birincisi olmuştur. Onu devrimci düşünce felsefesinin büyük bir temsilcisi olarak gördüm. Kaderciliğe ve putlara karşıdır, toplumcudur, daima ezilenin yanındadır. Benim yolumu açmıştır.
Diğer bir düşünce aracı da bizim alıştığımız görüş tarzına aykırı kimselerle ahbaplık etmek yahut kitapları karıştırmaktır. Çoğu zaman, yaşlıların, gençlerin söylediklerine dikkat ve sevgisiyle kulak vermeleri bunun bir örneğidir.
Çocukların bize sordukları kimi soruları yanıtlamayı hele bir deneyiniz. Çocuklarda büyük bilginleri ve büyük sanatkârları yapan o “hayret etme” hali bir süre devam eder. Bizi zor durumda bırakan şeyler sorarlar; biz de onları, gülünç birtakım yanıtlar vererek susturuveririz.
İşte yemeğini yiyen bir kız çocuğu… Annesi yanında. Küçük kız dalgındır: “Anne, bir şey düşünüyorum, der; neden acaba Simone ben değil, ben de Simone değilim?”
“Herkes bebek iken, dadılık kim yapıyordu?” (Otoritenin kaynağı sorunu).
“Mademki iki gözümüz var, neden iki şey görmüyoruz?” (Görme problemi).
“Baba, Tanrı neden şeytanı öldürmüyor? O zaman yer yüzünde kötülük diye bir şey olmazdı.” (Kötülük problemi).
John Lock (1632-1704) görgül (anpirist) felsefesini, şiddetle karşı olduğu Descartes (Dekart)’ın kitaplarını okuyup eleştirerek kurmadı mı?
Atatürk bu aracı biliyor, boyutunu da geniş tutuyor, diyor ki: “Hiçbir kanaati hâkir, değersiz görmemek lazımdır. Ben bazen hiç umulmadık kimselerden çok şey öğrendim. Sonuçta kendi fikrimi uygulasam bile, herkesi ayrı ayrı dinlemekten zevk almışımdır.”
Herkesin aynı şekilde düşündüğü yerde, hiç kimse fazla düşünmüyor demektir.
Üçüncü araca gelince, o da kendi düşüncelerini düşünmektir. Bu gayeye ulaşmak için birbirine zıt ve birbirine bağlı iki çare var: Zamanlama ve odaklanma.
– Bunlardan birincisi, ilham geldiği zaman bu olağanüstü ânı haddinden fazla uzatmamaktır. Zira, Tanrının bu lütfu pek uzun sürmez, geçicidir. Bırakınız o düşünceler gelip geçsinler, onlara yalnızca bir işaret koymakla yetinelim; belleğimizde bir yer edinmelerini sağlayalım. Eşref saati gelince, bunlar zamanın akışı içinde, tekrar ortaya çıkacaklardır. Eğer o düşünceler aklımıza aralıklarla tekrar gelirse, bu demektir ki artık onları toprağımıza ekmek zamanıdır.
Bu yönteme “zamanlama” adını verebiliriz.
– Hayranlık, zekâmızla varlık arasında oluşan ilişkiden doğar. Her ne kadar çeşit çeşit olsa da varlık dediğimiz şey gerçekte birdir. Bir tek şeyi iyice bilsek ve doğadaki analojileri (benzerlikleri) elde etsek, hemen hemen her şeyi biliyoruz demektir. Bu tekniğe de “odaklanma” adını vermiş olalım.
Bir çini tabağa vurunca titreşir, dokununca ses kesilir; işte, Blaise Pascal (1623-1662) daha çocuk yaşta, bu olayı gözlemleyince hayrete düşer. Fakat, olayın sebebini keşfettiğini zanneder etmez, öğrenmiş olmakla yetineceği yerde, konu üzerine küçük bir kitap yazar. Toriçelli’nin deneyini öğrendiği gün, bunu birçok şekillerle tekrar eder, sonra “Sıvılar üzerine Denemeler” adında başlı başına bir eser vücuda getirir. Yapıtında doğal sonuçların, prensiplerinden nasıl çıkarıldığını kanıtlar. Pascal’da her zaman, durmadan çalışan aklı, bir vahiy gibi bir anda gelip geçen düşüncenin hizmetinde kullanmak kaygısının hâkim olduğunu görürüz.
Şu gerçeği asla unutmayalım: Öğrendiğini yarım bırakarak başka bilgiler peşinde koşan, hiçbir şey öğrenemez.
Descartes (Dekart)’ın düşünme kurallarından biri şudur: Düşüncemizin bütün kuvvetlerini az önemli ve en kolay nesnelere doğru çevirmeliyiz. Doğruyu açık-seçik görmeye alışıncaya kadar, onlar üzerinde uzun uzadıya durmalıyız. Rus fizyolojisti ve doktoru Pavlov (1849-1936) bir köpeğin, üstelik sadece salyasının gözleminden, önce hayvan davranışlarını, sonra insan davranışlarını yöneten yasalara ulaşmıştır!
Yazımızı, Konfüçyüs’ün, bir öğrencisinin sorusuna verdiği yanıtla bitirelim:
Düşünmeden öğrenmek zaman yitirmektir.
*
Not: Şu kitabımdan yararlandım: Gerçeği Arayış, Galeati Yayınları, 2019.
Türkiye, Almanya, ve Dünya Haberleri Ekonomi,
Yorum Yap