Görünmez Elin Yol Verdikleri ve İlahi Adaletin Eşiği…
Bu Vatanı Ayakta Tutan Gizli Kahramanlar
İstihbarat dünyasının en eski, en sabırlı ve belki de en acımasız kuralıdır: Bazen bir tehdidi yok etmenin yolu onun önünü kesmekten değil, ona alabildiğine geniş bir yol açmaktan geçer. Sıradan bir akıl, düşmanı ilk kavşakta ezmek ister. Oysa derin akıl bilir ki, erkenden koparılan ham bir meyve sadece sahibini tatmin eder, ağacın köklerini kurutmaz. Bu yüzden büyük güçler, gün gelir takip ettiği bazı figürlerin önündeki tüm engelleri birer birer kaldırır. Onlara adeta görünmez bir serbestlik alanı bahşeder.
Bu bir lütuf değil, ilmiği ilmik ilmik örülen derin bir stratejidir.
Önü açılan kişi, arkasındaki o görünmez elin konforuyla yükselirken, bunu kendi dehasının veya gücünün bir sonucu zanneder. “Dokunulmaz” olduğunu düşündüğü an, sahte bir özgüven sarhoşluğu başlar. Normalde kapalı kapılar ardında fısıldanacak olan nihai amaçlar, büyük sırlar ve stratejik planlar, işte bu rahatlıkla birer birer dökülmeye başlar. Daha da önemlisi, o figür yükseldikçe kaçınılmaz olarak yeni iş birlikleri kurar, yeni kapılar çalar. Görünmez irade, sadece tek bir kişiyi izlemekle yetinmez; onun üzerinden devasa bir örümcek ağını, tüm kılcal damarlarıyla birlikte haritalandırır. Hedef, farkında olmadan tüm şebekesini deşifre eden bir “truva atına” dönüşmüştür artık.
Ancak bu dünyevi denklemin arkasında, çok daha büyük ve sarsılmaz bir hakikat daha vardır.
Bu ülke, sadece insani stratejilerle değil, görünmeyen, muazzam bir manevi zırhla korunmaktadır. Bugün toplumun içinde her ne kadar derin bir kaos yaşansa, fırtınalar kopsa da bu toprakların hâlâ dimdik ayakta kalabilmesi; önce Yüce Allah’ın izni ve inayetiyle, sonra da canını bu devlete ve millete siper etmiş o gizli kahramanların eliyle mümkündür. Vatanı yaşatmak için kendi isimlerinden vazgeçen o gizli irade, şer odaklarının kurduğu tuzakları tersine çevirirken, ilahi kaderin yeryüzündeki vesilesi olurlar.
Ne var ki, madalyonun bir de toplumsal yüzü bulunuyor. Bugün bu toplumun büyük bir çoğunluğu, asırlık genetik mirasına, kendisini var eden asil ruhuna ve köklerine ne yazık ki ihanet etti. Değerlerin yozlaştığı, sahteliğin alkışlandığı bu fetret devrinde, ders alınması ve yeniden öze dönülmesi için ilahi adaletin tecelli etmesi kaçınılmazdır. Toplum, kendi elleriyle beslediği yanılgılardan sıyrılmak ve akıllanmak için bu ilahi adaletten nasibini alacak, kendi payına düşen o çetin imtihandan geçecektir.
Her şeyin bir zamanı var.
Gün gelecek —ki o gün artık çok yakındır— karanlık ile aydınlık, kurt ile tilki, hakiki vatansever ile sahte kahramanlar birbirinden tamamen ayırt edilecek. Aslında o büyük ayrışmanın ayak sesleri şimdiden duyulmaya, maskeler birer birer düşmeye başladı. Kendi yazdıkları hikayenin kahramanı olduğunu sanarak o konforlu yolda yürüyenler, altına serilen kırmızı halının aslında kendi elleriyle ördükleri bir tuzağa uzandığını çok yakında görecekler.
Büyük avcılar da, ilahi adalet de acele etmez. Meyvenin tamamen olgunlaşmasını, ağın alabildiğine genişlemesini ve herkesin gerçek yüzünü ortaya koymasını beklerler. Zaman tamamlandığında, geriye sadece çöken sahte maskeler değil; temizlenmiş bir toplum, hainlerinden arınmış bir vatan ve hakikatin mutlak zaferi kalacaktır.
Türkiye, Almanya, ve Dünya Haberleri Ekonomi,
Yorum Yap