Sosyal medya akışlarından sokaklara, televizyon ekranlarından aile masalarına kadar kesintisiz bir “bağırma” yarışının içindeyiz. Çünkü modern insan, sesinin tonu ne kadar yüksek çıkarsa, o kadar var olacağını zannediyor.
Peki ya yanılıyorsak? Ya bizi içine çeken bu düzen, bizi sadece “gürültü yapıp hiçbir şey üretmeyen” birer çark parçası haline getirmek için tasarlanmışsa?
Usul ve erkanda hani o kadim kural vardır ya: “İki dinle, bir konuş.”
Mevlana yüzyıllar öncesinden fısıldar: “Sus…”
Biz bu uyarıları hep yanlış anladık. İnsana “sus” denildiğinde, bunu sadece fiziki bir eylem, dudakları birbirine mühürleyip ağzı kapatmak sandık. Oysa kadim bilginin dipte yatan uyarısı bambaşkaydı. O susma biçimi, boyun eğmek ya da edilgenleşmek değil; tam aksine zihni serbest bırakıp ayağa kalkmaktı.
Sus ki idrak edebilesin. Sus ki düşünebilesin.
Çünkü konuşma şehvetine kapılan insan, sadece kendi bildiklerini tekrarlar. Oysa susan insan, evreni dinler, karşısındakini çözer, düzenin nereye doğru aktığını görür. Gerçek düşünce, gürültünün bittiği o kutsal boşlukta filizlenir. Biz sustuğumuzda, içimizdeki o bitmek bilmeyen egonun çarkı durur ve yerine akıl, sezgi, idrak yerleşir.
Şöyle sarsıcı bir gerçeklik de var hayatın tam merkezinde: “Ne kadar bağırırsan bağır; karşında susan birini asla yenemezsin.”
Neden biliyor musunuz? Çünkü bağıran insan tüm enerjisini dışarıya üfler, tüketir ve boşalır. Haklılığını desibellerle ölçmeye çalışan kişi, aslında içindeki acziyeti haykırıyordur. Karşısında sükunetle duran, sadece bakan ve zihnini bileyen bir “susan” varsa, o öfke duvarlara çarpıp sahibini vurur. Karşısındakinin sessizliğini duvar sananlar, o sessizliğin arkasında nasıl bir zihinsel kalenin inşa edildiğini göremezler. İşte bu yüzden, mecazi anlamda susmak, hayat sahnesindeki en mutlak kazançtır.
Bugün bize dayatılan bu köhne düzenin, bu tıkır tıkır işleyen çarkların dişlisini kırmak istiyorsak, önce o çarkların bizi zorladığı “cevap yetiştirme” yarışından çekilmeliyiz. Sistem, bizi sürekli konuşturarak derinleşmemizi engelliyor. Bizi sığ sularda birbirimizle boğuşturuyor.
Yeniden yapılanmak, zihni yeniden inşa etmek ve bu ezberi bozmak için o kutsal eyleme geri dönmeliyiz.
Kapatın kulaklarınızı dışarının anlamsız uğultusuna. Dudaklarınızı mühürleyin ama zihninizin kapılarını ardına kadar açın.
Susun… Sadece susun, idrak edin ve kazanın.
Türkiye, Almanya, ve Dünya Haberleri Ekonomi,
Yorum Yap