
“İyilikten maraz doğar” derler…
Bu söz bir yönüyle doğru, bir yönüyle de yanlıştır.
Çünkü marazı doğuran iyiliğin kendisi değil; iyiliğin kıymetinin bilinmemesi ve istismar edilmesidir.
Evet, yerinde ve hak edene yapılan iyilik insanı yüceltir. Ama yersiz, sınırsız ve sorgusuz olan kıymet bilinmeyen iyilik çoğu zaman sahibini yorar.
İnsanlar arasında dayanışma, yardım ve birbirini gözetme elbette kıymetlidir. Zaten toplumu ayakta tutan da budur. Ancak iyi niyet, zamanla sınırlarını kaybederse işin rengi değişir.
Birine sürekli tolerans gösterildiğinde, yük başkalarının omzuna biner. O yükü taşıyanlar bir süre sonra yorulur, kırılır. Daha da kötüsü, ayrıcalık tanınan kişi bunu “anlayış” değil “hak” olarak görmeye başlar.
İş yerinde hep aynı kişinin geç kalması buna benzer.
“Bir kereden bir şey olmaz” diye başlanır, sonra bu durum alışkanlığa dönüşür. Net bir sınır çizilmediğinde, yük başkalarının omzunda kalır.
Apartmanda bir komşuya kolaylık sağlarsınız…
İkincisi rica olur, üçüncüsü beklentiye dönüşür. Dördüncüsünü yapmadığınızda ise bir anda “kötü komşu” ilan edilirsiniz.
Aile içinde de tablo farklı değildir. Sorumluluk almayan kişi çoğu zaman korunur, idare edilir. Ama sonuçta en çok yıpranan, en çok fedakârlık yapan yine başkası olur.
Çünkü bazı insanlar için iyilik, kıymeti bilinecek bir erdem olmaktan çıkıp istismara açık bir alışkanlığa dönüşür.
O noktadan sonra denge bozulur. Kurallara uyan daha fazla yük taşır, uymayan daha rahat eder. Ve bir süre sonra herkesin içinden aynı cümle yükselir:
“İyi niyetimden kaybettim…”
Oysa çoğu zaman mesele iyi niyet değildir.
Mesele, iyi niyetinizin istismar edilmesidir.
İyilik elbette gereklidir.
Ama yerinde ve ölçüsüyle…
Kısacası…
Siz siz olun…
İyilik yapın ama kendinizi kullandırmayın.
Anlayış gösterin ama istismara açık kapı bırakmayın.
Selam ve saygıyla…
Türkiye, Almanya, ve Dünya Haberleri Ekonomi,
Yorum Yap