Kaynak: @sanalfragman
Renklerin Olduğu Zamanlarda Hayat Daha Çok Hayattı
Bir zamanlar hayatın sesi vardı.
Sabahlar daha başka başlardı.
Güneş perdeye vurunca o perde sadece kumaş olmazdı…
Çiçekliydi, desenliydi, capcanlıydı.
Sanki evin içine bahar girerdi.
Evler bugünkü gibi “minimal” değildi.
Minimal değil, masaldı.
Koltukların üstünde danteller,
sehpanın üzerinde renkli örtüler,
mutfakta çiçekli tabaklar…
Her şeyin bir ruhu vardı.
Bir ev, ev gibi kokardı.
Şimdi evler showroom gibi.
Sanki içinde insan değil de katalog yaşamalı.
Eskiden sokaklar da renkti.
Mahallede yürürken bir teyzenin üstünde mor bir hırka görürdün,
bir çocuğun elinde kırmızı balon,
bakkalın önünde sarı kasalar…
Hayat gözünü okşardı.
Şimdi sokaklar bile sessiz renkler giyiyor.
İnsanlar siyaha saklanmış gibi.
Eskiden arabalar bile neşeliydi.
Mavi bir Murat 124 geçerdi,
arkasında düğün konvoyu…
Kornalar kızmazdı, şarkı söylerdi.
Şimdi herkesin arabası gri.
Sanki herkes aynı hayatın içine sıkışmış.
Bir de o eski ev eşyaları…
Rengarenk nevresimler vardı.
Çocuk odaları çizgi film gibiydi.
Yastıklar bile gülümserdi.
Bir yatağa yatınca huzur vardı,
çünkü renk insana “yaşıyorsun” derdi.
Şimdi her şey düz.
Her şey soğuk.
Her şey suskun.
Renklerin insanın içini ısıtan bir tarafı vardı.
O desenler sadece desen değildi.
O renkler umut gibiydi.
İnsanın kalbini hafifletirdi.
Bir evin salonuna girince içinden gülmek gelirdi.
Çünkü hayat ciddiyet değil, coşku taşıyordu.
Şimdi her yer kurumsal.
Kafeler bile gri.
Ofis gibi evler.
Ev gibi olmayan evler…
Sanki insanlar yaşamayı değil, “düzenli görünmeyi” seçti.
Eskiden insanlar misafir gelince en renkli bardakları çıkarırdı.
Çay bile daha güzel içilirdi.
Şimdi herkes kahvesini alıp sessizce ekrana bakıyor.
Ve ben bazen düşünüyorum…
Biz ne zaman bu kadar solduk?
Ne zaman eğlenceyi çocukluk sandık?
Ne zaman neşeyi ciddiyetsizlik saydık?
Renkler hayatın kahkahasıydı.
Şimdi hayat fısıltıyla bile konuşmuyor.
Ama içimde bir inanç var:
Renkler kaybolmadı.
Sadece bir yerlerde bizi bekliyor.
Belki bir gün yeniden çiçekli perdeler asacağız hayatımıza.
Belki bir gün yeniden coşkuyla “yaşıyorum” diyeceğiz.
Çünkü insan ruhu…
Griye mahkûm değil.
Türkiye, Almanya, ve Dünya Haberleri Ekonomi,