Son zamanlarda kiminle otursam, kiminle iki kelam etsem aynı cümleyi duyuyorum.
“Abim, sen ne yazarsan yaz, ne söylersen söyle… İnan bu toplum düzelmez. Nefesini boş yere tüketme diye söze başlıyor.
Cümle daha başlarken hüküm verilmiş oluyor. Dosya kapanmış, karar kesinleşmiş, temyiz yolu da yok!
Bende cevaben ; benim toplumu düzeltmek gibi bir iddiam yok, ben kendimi düzeltmeye gayret ediyorum diyorum.
Ama mesele tam da burada başlıyor.
Çünkü ortalıkta hep bir şikâyet, hep bir karamsarlık dolaşıyor.
Ekonomi kötü… Siyaset kötü… Gençlik bozulmuş… Ahlak zayıflamış… Komşuluk bitmiş…
Herkes teşhisi koyuyor.
Ama kimse tedaviden söz etmiyor.
En kolayı bu çünkü, suçu bir başkasına yani topluma atmak.
Oysa o toplum dediğimiz şey kim?
Ben değil miyim?
Sen değil misin?
Biz değil miyiz?
Şu soruyu pek kimse sormuyor:
Madem bu toplum bu kadar kötü, bu kadar çürümüş, bu kadar umutsuz…
Peki hâlâ nasıl ayakta?
Nasıl hâlâ sabah fırınlar açılıyor, esnaf kepenk kaldırıyor, öğretmen derse giriyor, doktor nöbet tutuyor?
Nasıl hâlâ bir felaket olduğunda insanlar birbirine koşuyor?
Nasıl hâlâ cenazede omuz veriliyor, düğünde halay çekiliyor?
Demek ki bu toplum tamamen iflas etmiş değil.
Demek ki hâlâ bir vicdan kırıntısı, hâlâ bir dayanışma ruhu var.
Ama biz o iyiye değil, hep kötüye odaklanıyoruz.
Çünkü kötüyü konuşmak daha kolay.
Evet, şikâyet etmek zahmetsizdir, sorumluluk almak ise zordur.
Toplumu eleştiren dil ile günlük hayattaki davranışlarımız arasında maalesef çoğu zaman derin bir uçurum var.
Dürüstlükten söz edip küçük menfaatte eğilip bükülmek…
Adaleti savunup kendi çıkarımız söz konusu olunca susmak…
Ahlaktan bahsedip trafikte, işte, ticarette kural tanımamak…
Kolay olan dışarıyı suçlamak,
zor olan ise içeriden bakmaktır.
Oysa değişim dediğimiz şey toplumun bir anda dönüşmesiyle olmaz. Tek tek insanların kendi iç muhasebesini yapmasıyla başlar.
Evet, sorunlarımız var.
Evet, yanlışlarımız var.
Evet, eksiklerimiz çok.
Ama sürekli “Bu millet düzelmez” demek, aslında kendimizi temize çıkarmanın en kestirme yoludur.
Bu cümleyi kurduğumuz an, sorumluluğu da üzerimizden atmış oluyoruz.
Unutmayalım: Toplum dediğimiz şey aynada gördüğümüz yüz, yani biraz da bizim yüzümüzdür.
Umutsuzluk bulaşıcıdır. Ama umut da öyledir.
Bir kişi dürüst olursa küçücük bir halka oluşur.
Bir kişi cesur olursa bir başkası da cesaret bulur.
Bir kişi hakkı savunursa bir başkası yalnız olmadığını hisseder.
Bu millet nice badireler atlatmış bir millettir.
Kriz görmüş, darbe görmüş, yokluk görmüş… Ama tamamen çözülmemiştir.
Asıl tehlike sorunlar değil, sorumluluk almaktan kaçıştır.
Asıl çürüme yanlışlar değil, “benden bir şey olmaz” düşüncesidir.
Son söz; Toplum denen şey aynaya baktığımızda, gördüğümüz kişidir.
Ve değişim; Her zaman aynada gördüğümüz o kişiyle başlar.
Selam ve saygıyla…
Türkiye, Almanya, ve Dünya Haberleri Ekonomi,
Yorum Yap