
Her insanın bir fikri vardır…Bir omurgası, bir karakteri, bir duruşu…
Hele ki yıllarca siyaset yapmışsanız, milyonların önüne çıkıp “demokrasi”, “ahlak”, “adalet” diye konuşmuşsanız; dün söylediğinizle bugün yaptığınız birbirini yalanlamamalıdır.
Çünkü insan bazen yanlış yapar ama bazı yanlışlar vardır ki artık hata değil, tercihtir.
Son günlerde yaşananlara bakıyorum…Yazılan yorumlara, çizilen karikatürlere, söylenen sözlere ve hatta adına yazılan şarkılara…
İnanın, o cümlelerin birkaç tanesi bile bana söylenseydi, bırakın siyaseti, sokağa çıkmaya utanırdım.
Evet…Kemal Kılıçdaroğlu’ndan bahsediyorum.
Bir insan düşünün…Yıllarca “Ben demokratım”, “Ben devrimciyim”, “Ben CHP’nin vicdanıyım” diye konuşsun…
Sonra da milyonların iradesinin tartışıldığı bir süreçte, adeta hiçbir şey olmamış gibi evinde oturup gelişmeleri seyretsin.
İşin daha acı tarafı ne biliyor musunuz?
Kendisine en ağır sözleri artık rakipleri değil, yıllarca yanında yürüyen insanlar söylüyor.
Bir zamanlar alkışlayanlar bugün öfkeyle konuşuyor.Bir zamanlar “umut” diyenler bugün “yük oldun” diyor.
Ve buna rağmen hâlâ en küçük bir özeleştiri yok…En küçük bir mahcubiyet yok…
Aksine hâlâ “Kurultayı iki yıl sonra yaparız” diyebilecek kadar gerçeklikten kopmuş bir siyaset dili var.
İnsan gerçekten hayret ediyor.
Çünkü normal şartlarda siyasi hayatı bitmiş bir insanın yapacağı ilk şey, geri çekilip susmak olurdu.
Ama burada tam tersine, toplumun sinir uçlarına basan tuhaf bir inat görüyoruz.
Adına şarkılar yazılıyor…Karikatürleri çiziliyor…Köşe yazılarında yerden yere vuruluyor…Meydanlarda binlerce insan “HAİN KEMAL” diye bağırıyor…
Ve bütün bunlara rağmen sanki hiçbir şey olmamış gibi davranılıyor.
İşte bu yüzden artık mesele sadece bir kurultay meselesi değildir.
Kurultay hamlesini bırakın, yolladığı genelge ile CHP grup toplantılarını da yasaklıyor.
Bu, siyasi hırsın aklın önüne geçme meselesidir.
Bugün toplumun önemli bir kısmı şunu düşünüyor:
“Yargıtay kararı çıktığında Erdoğan istediğini almış olmayacak mı?”
Asıl can yakan soru budur.
Çünkü bazen insanlar konuşarak değil, sustukları yerde tarafını belli eder.
Bazen bir siyasetçi kaybetmez…Ama uğruna yürüdüğü kitleyi hayal kırıklığına uğratır.
Nasreddin Hoca’nın “ipe un serme” hikâyesi vardır ya…
Vallahi bugün yaşananları görünce o hikâye bile masum kalıyor.
Çünkü burada ipe un seren biri yok artık…
Burada, kendi partisinin üzerine beton dökülürken sessizce seyreden bir siyasi anlayış var.
Şimdi herkes aynı şeyi merak ediyor:
Kemal Kılıçdaroğlu bayramlaşmak için halkın karşısına çıktığında hangi yüzle konuşacak?
Ve yıllarca arkasında duran insanlar ona baktığında ne hissedecek?
Türkiye, Almanya, ve Dünya Haberleri Ekonomi,
Yorum Yap