İdealleri olmayan insan, denizin ortasında pusulasız kalmış bir gemiye benzer; rüzgârın oyuncağıdır. Nereye gideceğini bilmez, hangi limana varmak istediğini kestiremez. Rüzgâr nereden eserse, o yana savrulur. Böyle bir hayat, amaçsız bir sürüklenişten öteye gidemez.
Ne bir hedef, ne de bir anlam…
Oysa insanı diri tutan şey, yalnızca hayaller değil, onlardan da öteye idealleridir.
Hayal, akşamdan sabaha değişebilen bir istek olabilir. Ama ideal, o isteği hedefe dönüştüren iradedir. Yol gösterir, yön tayin eder, adımların sebebini açıklar.
İdeali olan insan, fırtınalarla boğuşsa da rotasını korur. Yorulur, terler, engelleri aşarken tökezler; ama yolundan şaşmaz. Çünkü bilir ki her liman ona göre değildir.
Bugün etrafımıza baktığımızda, çoğu insanın günü kurtarmakla yetindiğini görüyoruz. Sabah kalkıyor, işe gidiyor, akşam dönüyor; sosyal medyada oyalanıyor, alışverişle avunuyor, küçük hesapların peşinde koşuyor. Ama günün sonunda kendine “Ben ne yaptım?” diye sorduğunda, çoğu zaman verecek bir cevabı olmuyor.
Oysa idealler hem yüktür hem kanat. Yüktür; çünkü peşinden koşarken terlersin, yorulursun. Ama kanattır; çünkü seni sıradanlığın bataklığından çıkarır, gökyüzüne taşır.
Milletler için de farklı değildir. İdeali olmayan milletler başka devletlerin , rüzgârında savrulurlar. Ama idealleri olan milletler, tarihe yön verirler.
Türkiye, Almanya, ve Dünya Haberleri Ekonomi,
Yorum Yap